Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

17 Temmuz 2015 Cuma

İSLAMDA ŞEFAAT


KIYAMET GÜNÜNDE ŞEFAAT YETKİSİ ALANLAR MÜMİNLERE ŞEFAAT EDECEK KAFİRLERE İSE ŞEFAAT   ETMİYECEKLERDİR
    Kıymetli okurlarım yine size uzun bir makale yazdım. Şikayetci olduğunuzu biliyorum ama Makaleyi bölsem anlamı kayboluyor. Etkisi azalıyor, kardeşlerimizin kafasında soru işaretleri kalıyor o nedenle uzun yazmak zorunda kalıyorum sizi yorduğum için hakkınızı helal edin. Cahilliğime bağışlayın Alimlerimiz gibi bir cümleye bir kitap sığdıracak ne ilmim ne cürmüm var. Emin olun birçok Ayeti ve hadisi almadım fazla uzun olmasın diye.
  Kıymetli okurlarım. Bir çok konuda olduğu gibi şefaat konusu da çok tartışılan bazıların inkar ettiği, bazılarının da çok abarttığı bir konudur. Şefaat etmek için önce şahit olmak gerekir. Öyle değil mi? Şahit olmadığınız bir şeye şefaat edemezsiniz. Kıyamette Başta Allah(cc) olmak üzere, melekler,peygamberler,Kuran-ı Kerim,Evliyalar,alimler,müminler, Salih ameller, ibadetler,vucut azaları v.b birçok şey şahitlik yapacaktır. Şahitlik yapanlardan Rabbimin dilediği kişi veya amel o müslümana şefaat edecektir. Yani Allaha(cc) o kişinin günahlarının affedilmesi için yalvaracaktır. Yani bir nevi avukatlığını yapacaktır. İşin özeti budur.
ŞEFAAT: Şefaat birinin bağışlanması için aracı olma. Af için vesîle olmak, yalvarmak.
  Kıymetli okuyucularım şefaatin manasından da anlaşılacağı gibi
Allah(cc) yakın olanlardan onun izin verdiklerinin onun izniyle onun dilediği müminlerin kurtuluşu için vesile olmaları Allaha yalvarmalarıdır.
Allah kullarını çeşitli vesilelerle affetmek ister ve bundan hoşlanır. Bu sebeple âhirette sevdiği ve dilediklerine, şefaat etme izni verecektir. Böylece hem affetmek istediği kulları için bir bahane yaratmış, hem de sevdiği kullarının değerine dikkat çekmiş olacaktır.
Şefaat izni şefaatil uzma(en büyük şefaat) olarak Peygamberimize verilmiştir.
Şefaat dediğimiz hadiseyi, Cenab-ı Hak başta Peygamberimize (sav) olmak üzere tüm enbiyaya, melaikeye, Allah’ın sevgili kulları olan velilere, şehitlere ve küçük yaşta vefat eden masum çocuklara v.b vermiştir. Fakat şefaat denilince, Allah, cennete koymak istediği kişileri Allah’ın sevdiği kişilerin eliyle ve şefaatiyle yaptırmak irade eder. Burada Allah’ın istemediği ve sevmediği veya kurtulmaya hak kazanamayan kişileri hiç kimse yine kurtaramayacaktır. Dolayısıyla şefaate hak kazanan kişileri, yine Allah’ın rızasını kazanan kişilerdir. Yoksa kafir ve müşrik gibi Dünyada Allah’ı razı etmemiş kişilere şefaate edilemez ilerde ayetler gelecektir.
         PEYGAMBERİMİZE ŞEFAAT İZNİ VERİLMİŞTİR
AYET:(Duha-5)’’Ve Rabbin, elbette ileride (âhiret gününde) sana (ümmetinden dilediğine şefâat etme hakkı) verecek (sen) de hoşnûd olacaksın!
Bu ayette Cenab-ı Hakkın peygamberimize Ahirette şefaat hakkı vereceği açıkca belirtilmiştir.
AYET(İsra-79)’’Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir.’’
HADİS: Makâm-ı Mahmûd; Peygamberimizin âhirette ümmetine şefaat makâmıdır (Tecrid, XI/128).
HADİS: Peygamberimiz (a.s.), "Bu, ümmetime şefaat edeceğim makâmdır" demiştir (Tecrid, II/574).
HADİS: Ezandan sonra okunan duada geçen Makâm-ı Mahmûd da bu makamdır. Peygamberimiz (a.s.) "Kim müezzinin ezanını işittiği zaman, "Ey bu tam çağrının (ezanın) ve dünya durdukça duracak olan namazın Rabbi Allah'ım! Muhammed'e vesileyi (cennette özel bir makâmı) ve fazîleti ver, onu kendisine vadettiğin Makâm-ı mahmûd'a eriştir" diye dua ederse, kıyamette şefâate müstahak olur." demiştir (Tirmizî, Salat, 175. No: 211; Ebû Dâvûd, Salat, 38). HADİS:Bu makâmda bütün halk Peygamberimizi över (Tecrid, XI/128). (İ.K.)
Bu ayette ve hadislerde görüldüğü gibi Peygamberimiz(sav) e Teheccüt namazı farz kılınmış karşılığında da şefaat makamı olan Makamı Mahmut verilmiştir.
AYET:(Enbiya-107)’’Vemaerselnakeillarahmetellilalemin (Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.’’
  Sayın okurlarım bu ayette peygamberimizin alemlere rahmet olarak gönderildiği açıkca bildiriliyor. Alemlere rahmet olarak gönderilenin şefaat etme yetkisi olmaz mı?
AYET(Muhammet-19)’’ Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. (Habibim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.’’
Şimdi düşünelim! Peygamberimiz(sav) Eğer bir şefaatçi veya aracı olmayacak olsaydı, kimsenin günahı kimsenin hatırına affedilmeyecek olsaydı Allah’u Teala “onlar için istiğfarda bulun, bağışlanma dile” buyurur muydu?
HADİS:Sırattan geçiş esnasında peygamberimiz(sav) kurtar ey rabbim kurtar diye Allaha yalvaracak ve günahkar müminlerin çoğunu kurtaracaktır.(Müslim.329)
HADİS: Hz. Peygamber de (s.a.v): “Benim şefâatim ümmetimin büyük günah sahipleri için olacaktır.” Tirmizi, Sıfatu’l Kıyâme 11 (2435)
HADİS: (Kıyamette Allahü teâlâ, “Melekler, peygamberler ve salihler şefaatlerini yaptılar. Bundan sonra benim büyük rahmetim kaldı” buyurur.) [Buhari]
Bu ayetlerden ve hadislerden anlıyoruz ki ,Peygamberimize şefaat etme yetkisi verilmiştir.
         MELEKLERİN ŞEFAAT
AYET:(Mümin 7)“Arşı taşıyan ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rab’lerini hamd ederek tesbih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için bağışlanma dilerler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.” 
AYET:(Necm-26) Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.
Bu ayetlerde meleklere de şefaat yetkisi verildiğini görüyoruz.
Gördüğünüz gibi melekler Allah’ın yoluna uyanlar için istiğfar ederek şefaat etmektedirler.
AYET(Nisa-85)’’Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir.’’
KURAN-I KERİM KIYAMETTE ŞEFAATİ OLACAKTIR
HADİS: Ebu Ümâme (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber’i (sas) işittim, diyordu ki: “Kur’an-ı Kerim’i okuyun. Zira Kur’ân, kendini okuyanlara kıyamet günü şefaatçı olarak gelecektir. Zehrâveyni, yani Bakara ve Âl-i İmran sûrelerini okuyun. Çünkü onlar kıyamet günü iki bulut veya gölge veya saf tutmuş iki grup kuş gibi gelecek, okuyucularını müdafaa edeceklerdir. Bakara Sûresi’ni okuyun. Zira onu okumak berekettir. Terki ise pişmanlıktır. Onu tahsil etmeye sihirbazlar muktedir olamazlar.” (Müslim, Müsafirin, 253)
HADİS:(Kur’an, okuyanlarına, ya şefaat edecek veya düşman olacaktır.)[Müslim]
HADİS:“Kur’an-ı kerim’i okuyun! Çünkü Kur’an, onu okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir.” (Müslim, Müsafirun 252)
KÜÇÜK YAŞTA ÖLEN ÇOCUKLAR ŞEFAATCİ OLACAKLARDIR
HADİS: “Henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu ölen her Müslümanı Allah, çocuklara olan rahmet ve şefkati sebebiyle cennete koyar.” (Buhârî, Cenâiz 6, 91; Müslim, Birr 153)
HADİS: “Sizden (henüz ergenlik çağına gelmemiş) üç çocuğunu âhirete gönderen her kadın için, bu çocuklar cehenneme karşı mutlaka siper olur.” buyurdu. İçlerinden bir kadın: “Bu durum iki çocuk gönderenler için de geçerli midir?” dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem : “Evet, iki çocuk gönderen için de durum aynıdır.” cevabını verdi. (Buhârî, İlim 36, Cenâiz 6, 91; İ’tisam 9; Müslim, Birr 152)
HADİS:“Küçük yaşta ölen çocuğa, “Cennete gir” denilir. Fakat o cennetin kapısında durur, kızgın ve öfkeli bir şekilde beklemeye başlar ve: “Annem ile babam yanımda olmadıkça girmem” der. O zaman meleklere: “Onun anne babasını da onunla birlikte cennete koyun” denilir. (Müslim, Birr, 154; İbni Mace, Cenaiz, 58; Heysemi, mecmau’z Zevad, nr. 18551)
Çocukların şefaatci olmalarına delil olarak alimler şu ayeti gösterir.
AYET:(Zümer-10)’’ “Sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir.”.
MÜMİNLERDE BİRBİRİNİN ŞEFAATCISIDIRLAR
AYET:(Nuh-28)’’ 'Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helakını artır.’’
AYET:( Tevbe-71)’’ Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.
Bu ayeti kerimelerde Allah(cc) müminlerin birbirlerinin şefaatcısı olmaları gerektiğini açıkca bildiriyor.
ALLAH(CC) DİLEDİĞİ KİMSEYE ŞEFAAT YETKİSİ VERECEKTİR
AYET:( Meryem-87 )’’ (O gün) Rahmân (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır.
AYET:( YÛNUS- 3 )’’ Rabbiniz o Allah'dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. O'nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?
AYET:(Sebe-23)’’ Allah'ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez. Sonunda, gönüllerindeki korku giderilince birbirlerine "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar; "Hak söyledi" derler. O, yücedir, büyüktür.’’
AYET:( BAKARA -255 )’’ Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.
Yukarıdaki ayeti kerimelerde şefaat yetkisi verilenlerin müminlerden başkasına yani kafirlere şefaat edemiyecekleri bildiriliyor.
ŞEFAAT İZNİ VERİLENLER KAFİRLERE ŞEFAAT EDEMEZLER
AYET:( Taha- 109)’’ O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez.’’
AYET:( Enbiya- 28)’’ Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler!
Yani kâfir olarak ölenlere şefaat edilmesi mümkün değildir. Mesela Hz. Nuh, kâfir olarak ölen oğluna; Hz. Lut, kâfir olarak ölen eşine ve yine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kâfir olarak ölen amcalarına şefaat edemeyeceklerdir.
AYET:(Mümin-81)’’ Onları, yüreklerin ağıza geleceği, tasadan yutkunacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenecek şefaatçisi olur.
AYET:( Şu’arâ -100)’’ "Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var".
AYET:(Müddessir-48)’’Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez.’’
AYET:(Zuhruf-86)’’ Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.’’
Yine bu ayeti kerimelerde şefaat yetkisi verdiklerinin onun izni olmadan şefaat edemiyecekleri bildiriliyor.
YAPILAN SALİH AMELLERDE ŞEFAATCİ OLACAKLARDIR
AYET:(Maide.35)''Ey iman edenler Allahtan korkup sakının ve ona vesile arayın . Onun yolunda cihat edin. Umulur ki kurtuluşa Ona yaklaşmak için güzel amel işleyin ve cihat edin güzel ameliniz ve cihadınız sizi ona yaklaştıracaktır’’
Ayette geçen güzel amelin şefaatci olacağını şu hadisten anlıyoruz.
HADİS: Peygamberimiz (sav) anlatıyor. Bir zamanlar 3 adam çölde giderken yağmura tutuluyorlar yağmurdan sakınmak için bir mağaraya sığınıyorlar. Fakat yağmur mağaranın üzerindeki taşın mağaranın önüne düşmesine ve mağaranın kapısının kapanmasına sebep oluyor. 3 adam ne yaptıysalar taşı oynatamıyorlar birisi diyor ki yaptığımız iyi amellerimizi vesile edersek Allah bizi kurtarır.
1.Adam şöyle dua ediyor yarabbi benim yaşlı ana ve babam vardı onları kendi ellerimle sabah akşam ben yedirirdim. Fakat bir gece eve geç geldim. Ben ve çocuklarım ve hayvanlarım aç oldukları halde önce ana babamı yedirmek istedim. Fakat uyuyorlardı uyanmalarını elimde yemekle sabaha kadar bekledim aç susuz yarabbi bundan razı olduysan bizi kurtar. Kaya biraz açıldı ama bir adam geçemezdi.
2. Adam şöyle dua etti Yarabbi benim bir çobanım vardı senelik hakkı olan iki koyunu almadan gitti bende onun koyunlarına onun için baktım yıllar sonra geldi iki koyunu istedi. Bense o iki koyundan doğan sürülerle birlikte hepsini ona verdim. Yaptığımdan razı olduysan bizi kurtar dedi. Kaya biraz daha açıldı ama yine geçeçekleri kadar yoktu.
3.Adam şöyle dua etti Yarabbi çok güzel bir kız vardı komşum birgün geldi bana muhtaç olduğunu kendisiyle bir olmam karşılığında para ve yiyecek istedi . Bense ona dokunmadan istediğinden fazlasını verdim. Yarabbi razı olduysan bizi kurtar. dedi ve kaya tamamen açıldı ve kurtuldular. '(buhari-müslim-riyazüssalihin)
HADİS:“Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir. Bir adamın ateşe atılması için emir verilir. Giderken (dünyada) susadığı zaman su vermiş olduğu adama rastlanır, onu tanır ve ona: “benim için şefaat etmeyecek misin” der. Adam: “Sen kimsin” diye sorar. O da: “Ben sana falan gün su içirmedim mi” diye sorar. Öbürü bunu tanır ve (Allah nezdinde) onun için şefaatte bulunur. Adam da böylece geri çevrilir ve cennete gider.” (Tirmizi, kıyamet 11)
Şefaati kullarının cennete girebilmesi için aracı kılan da Rabbimizdir, bağışlayan da Rabbimizdir, şefaat yetkisini veren de Rabbimiz, şefaati kabul eden de Rabbimizdir.
HADİS:“Kıyamet günü oruç ve Kur’an kul için şefaat edecekler. Oruç “Ya Rab! Ben bu adamın yemek yemesine ve isteklerini yerine getirmesine engel oldum. Ne olur beni onun hakkında şefaatçi yap.” diyecektir. Kur’an da “Ben bu adamın geceleri uyumasına mani oldum. Ne olur beni onun hakkında şefaatçi kabul et.” diyecektir. Böylece ikisi de o adam hakkında şefaat edecekler.” Taberanî’nin “el-Kebîr”deki bu rivayeti sahihtir. (bk. Zevaid, 3/181).
Bu hadisi şeriflerden anlıyoruz ki yaptığımız güzel amellerde şefaatci olacaktır.
Buraya kadar olan beyanlarımızı şöyle maddeleyerek meseleyi toparlayalım:
1- Naklettiğimiz bütün ayetlerin delaletiyle şefaat haktır ve hakikattir.
2- Şefaat ancak Allah’ın izni ve rızası dâhilinde olacaktır. “Bütün şefaatin Allah’a ait olmasının” manası budur. Hiç kimse kendinden şefaat etme hakkına sahip değildir.
3- Kâfirlere ve Allah’ın razı olmadığı kullara şefaat fayda vermeyecek ve bu kullar Allah’ın bu nimetinden mahrum kalacaklardır. Kur’an’da şefaatin olmadığını bildiren bütün ayetler, kafirler hakkındadır.
4- Kişinin farzlarda tembellik yaparak şefaate güvenmesi ve haramları işlediği hâlde kurtuluşunu şefaate bağlaması asla doğru değildir. Kişi şefaati umabilir; ama ona dayanarak farzları terk edemez. Şefaat bir reca makamıdır.
5- Cenab-ı Hakk’ın bazı kullarına şefaat etme hakkını vermesi ve günahkâr kullarını cehennemden o kişilerin eliyle kurtarması, o kişilerin dünyadaki yaşantılarının hürmetinedir. Onların dünyadaki takvaları, ibadetleri, zühdleri, muhabbetleri ve diğer sıfatları bu makama ulaşmalarının sebebi olmuştur.
6- Şefaat kıyamette geçerlidir.
7- Rabbim Şefaat yetkisini kıyamet günü şahitlik yapacak olanlardan dilediğine verecektir.
Cenab-ı Hak, başta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’an olmak üzere diğer şefaat edicilerin şefaatinden istifade etmeyi bizlere nasip etsin! Şefaati inkâr ederek şefaatten mahrum olan kullar zümresine girmekten de bizleri muhafaza eylesin! Âmin!
Şimdi şefaati inkâr etmeye çalışanların öne sürmeye çalıştıkları bazı sözde delillere cevap verelim:
BAZI AYETLERİ İLERİ SÜREREK ŞEFAATİ İNKAR EDENLERE CEVAP VERMEYE ÇALIŞALIM
AYET:(Secde-3)’’ 'Onu peygamberin kendisi uydurdu' diyorlar, öyle mi? Hayır; O, senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir. Belki artık doğru yolu bulurlar.’’
AYET:(Secde-4)’’Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah'tır. O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?
Şefaat yetkisi ise sadece Allah'tadır. Şefaat etmesi için mürşidlere yetki veren Allah'tır.
AYET:(Bakara-47)’’ Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.
AYET:(Bakara-48)’’ Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.
Bir önceki ayeti kerimeyi okuduğunuz zaman (Bakara-47 İsrailoğullarına yani Yahudilere Hz. Musaya inandıkları zaman büyük nimetlerin verildiğini , ancak atalarına verilen bu nimetlere güvenmemeleri gerektiğini, atalarının onları kurtaramıyacağını bildiriyor. Yoksa Müslümanlara şefaat verilmiyeceğini değil.
AYET(Bakara-122)’’ Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün tuttuğumu hatırlayın.’’
AYET(Bakara-123)’’ Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler.’’
Bir önceki ayeti kerimeyi okuduğunuz zaman (Bakara-122)İsrailoğullarına yani Yahudilere Hz. Musaya inandıkları zaman büyük nimetlerin verildiğini , ancak atalarına verilen bu nimetlere güvenmemeleri gerektiğini, atalarının onları kurtaramıyacağını bildiriyor. Yoksa Müslümanlara şefaat verilmiyeceğini değil.
AYET: :(Cin-20)’’ (Resûlüm!) De ki: Ben ancak Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam.
AYET:(Cin-21)’’ De ki: Doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim.’’
AYET:(Cin-22)’’ De ki: 'Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığınak bulamam.'
Yukarıdaki ayetin(Cin-21) şefaatle ne ilgisi var Allah(cc) aşkına Peygamberimizin(sav) Allah şirk koşmadığını, Allaha iman ettiğini,bildiren ayetlerdir. Nitekim bir önceki ve bir sonraki ayetlerde bu açıkca görülmektedir.
AYET:(Zümer-42)Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.
Bu ayeti kerimede Allah(cc) uykudayken eceli gelenin canını alacağını eceli gelmeyenin ise uykudan uyanıp eceli gelinceye kadar yaşatacağını bize bildiriyor. Her gece ölüp her sabah diriliyoruz haberimiz var mı?
AYET(Secde-11) De ki: 'Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.'
Yukarıdaki Zümer-42 inci ayette Allah(cc) canı kendisinin alacağını buyururken Bu ayette(secde-11) canı almaya vekil ettiği Azrailin alacağını buyuruyor. Bu iki ayet arasında tenaküs yoktur. Yani zıtlık yoktur. Her ikisinde de canı alan Allahtır. Azrail sadece uygulayıcıdır.
AYET:(Şuara 79)’’Beni yediren, içiren O'dur.’’
AYET:(Şuara 80) (Hasta olduğum zaman ancak O bana şifa verir) buyuruyor.
Yukarıdaki ayetlerde (Şuara- 79-80) Beni yediren içen Allahtır. Bana şifa veren Allahtır. Demek Haşa Allah doktordur veya aşcıdır anlamına gelmez. Aksine yemeği yapana nimeti, hastayı iyi edene aklı ve bilgiyi ben veririm demektir.
Şefaatte aynıdır. Peygamberimizin ve öteki şefaatcilerin şefaat etmeleri demek onları Haşa Allahın yerine koymak demek değildir. Aksine onlara aşcıda,doktorda olduğu gibi yetki vermesi demektir.Yani onlar kendi adlarına değil. Allahın adına şefaat edeceklerdir. Merkez bankasındaki paralar, Banka müdürünün değil. Devletin senin benim paramdır.
AYET:(Zümer-43)’’Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: 'Onlar bir şeye sahip olmadıkları, akıl da edemedikleri halde mi şefaat edecekler?’’
AYET: (Zümer- 44)’’ De ki: Bütün şefâat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz.’’ ayette: “De ki: Bütün şefaat Allah’ındır.” buyrulmuştur.
Şefaati inkâr edenler bu ayeti öne sürerek şefaati reddetmektedirler. Halbuki bir önceki ayetten(Zümer-43) anlıyoruz ki Kafirler Allahtan başka putlar edindiler, ve onlardan şefaat beklediler. İşte ayetin iniş sebebi budur. Yoksa Müslümanlara şefaat yoktur anlamı çıkmaz.
Sayın okurlarım Kuran-ı kerim bir bütündür. Bir ayeti sonraki ayet tefsir eder açıklar. Eğer bir ayeti baz alırsanız ondan önceki ayeti görmezden gelirseniz mana bozulur. Buna en güzel örnek Maun suresindedir.
AYET: (Maun-4) لِّلْمُصَلِّينَ فَوَيْلٌ’’ Vay o namaz kılanların haline ki’’
Sadece bu ayete bakarak hareket etmemiz gerekirse namaz kılanların vay haline onlar cehennemliktir, diye yorumlamamız ve ona göre hareket etmemiz gerekmektedir. Halbuki bir sonraki ayeti okuduğumuzda bu anlamın tam tersi olduğunu görürüz.
AYET: (Maun-4) سَاهُونَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ الَّذِينَ’’ Onlar kıldıkları namazdan gafildirler.
O halde iki ayeti birden görüp okumamız gerekir. Yani
(Maun 4-5) Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını gafildirler,ciddiye almazlar.
İşte şefaat konusundaki ayetlerde böyledir. Bir ayeti baz alırsanız başka mana çıkar. O nedenle ayetin ya önceki ya da sonraki veya başka suredeki ayetine bakmalıyız. Çünkü Ku’ran bir bütündür.
Şefaat durumunda da durum aynıdır. Bütün şefaatin Allah’a mahsus olması, başka kimsenin şefaat edemiyeceği manasına gelmez. Bunun manası şudur: Bütün şefaat Allah’a mahsustur. Diğerlerinin şefaati ise ancak Allah’ın izni ve rızasına bağlıdır. Yani Allah’ın izni ve iradesi dışında kimse şefaat edemez.
“Bütün şefaat Allah’ındır.” demek . Yani şefaat etme yetkisi kendisindedir. Dilerse dilediği kimselere bu yetkiyi verebilir demektir. Nitekim Allah(cc) Meleklere, Peygamberimize ve dilediklerine bu yetkiyi vermiştir. Ancak bu yetki kendi istedikleri ile sınırlıdır. Yani şefaat yetkisi verdiği kimseler onun istediğinden başkasına şefaat edemez. Peygamberimiz veya melekler. Veya şefaat izni verdikleri ,Allaha şirk koşanlara ve kafirlere şefaat edemezler bu yetki onlara verilmemiştir.
AYET: (Müddesir- 47) Sonunda bize ölüm geldi çattı.
AYET: (Müddesir- 48) “Artık şefaat edicilerin şefaati onlara fayda vermez.”
Bu ayetten önceki ayet(Müddesir- 47)te ölüm geldiği anda buyuruluyor. Yani maun suresinde olduğu gibi iki ayeti birden okumamız gerekir. Ölüm gelip çattığı zaman artık şefaat edicilerin şefaati onlara fayda etmez. Görüldüğü gibi bırakın şefaat yok demeyi şefaatin olduğuna dair ispat var bu ayette. Şefaat malumunuz kıyamette geçerlidir. Dünyada değil. Öyle olsaydı. Pegamberimiz(sav) Çok sevdiği ve kendisini koruyup kollayan amcası Ebu Talibe şefaat ederdi. Yalvardığı halde amcası kabul etmemiş kafir olarak ölmüştür. Dolayısıyla en büyük şefaatci olan Peygamberimiz bile yaşarken ve kıyamette kafire şefaat edmiyecektir. Amcası bile olsa.
AYET:(Mümin-18) “Onları, yüreklerin ağıza geleceği, tasadan yutkunacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenecek şefaatçisi olur.’’
Bu ayeti kerimede zalimlere(kafirlere) şefaat edilmeyeceği açıkca bildiriliyor.
Şefaati inkâr edenler bu manadaki başka ayet-i kerimeleri de öne sürerek şefaati reddetmektedirler.
Biz de deriz ki: Bu ayet-i kerimeler şefaati red değil, aksine ispat etmektedir. Zira “Şefaat edicilerin şefaati onlara fayda vermez.” demek, şefaat edicilerin varlığını ispat etmektedir. Demek ki ortada şefaat ediciler vardır ki, onlardan bahsedilmiştir. Eğer şefaat ediciler olmasaydı, onlardan bahis yersiz olurdu. Kur’an’da ise yersiz bir tek harf bile yoktur. Ayrıca “Kâfirler için dost ve şefaatçi yok.” demek, “Müminler için dost ve şefaatçi var.” demek manasına gelir.
O hâlde bu ayetlerin manası şefaatin varlığını red değil, şudur: Yani ey kâfirler! Siz öyle kötü ve zor bir durumdasınız ki, herkese faydası olan şefaatin bile size yararı olmaz. Küfrünüz sebebiyle şefaat edicilerin şefaatlerinden mahrumsunuz.
Bu şuna benzer: Kansere yakalanmış ve hayatından ümit kesilmiş birisine işaret ederek “Doktorlar buna fayda vermez.” desek, bu sözde doktorları reddetmek değil, hastalığın şiddetini beyan etmek ve artık bu hastaya doktorların fayda veremeyeceğini kabul etmek vardır. Yani artık hastadan ümit kesilmiştir ve hiçbir doktor onu iyileştiremez. Bu sözün manası budur.
“Şefaat edicilerin şefaati onlara fayda vermez.” ya da “O gün zalimler için müşfik bir dost ve sözü dinlenecek bir şefaatçi de yoktur.”demek de böyledir. Bu beyanda şefaat ediciler reddedilmemiş, kâfirlerin küfründen dolayı o şefaat edicilerin şefaatinden mahrum olacakları ve faydalanamayacakları beyan buyrulmuştur. Zaten bizler, kâfirlere ve Cenab-ı Hakk’ın razı olmadığı kullara şefaat edilemeyeceği hususunda hem fikiriz. Bu ayetlerde zikredilen kullar da bu zümreye ait olan kullardır.
Netice olarak bu ayet-i kerimeler şefaatin yokluğuna değil, bilakis varlığına delildir. Zira şefaat ediciler vardır ki, ayette onlardan bahsedilmiştir. Eğer bu grup hakikatte olmasaydı, elbette zikirleri geçmezdi.
EN DOĞRUSUNU BİLEN RABBİMDİR

16 Temmuz 2015 Perşembe

İSLAMDA CİN

İSLAMDA CİN
Muhterem müminler aşağıda görüleceği gibi cinler hakkında Kuranı kerimde birçok ayeti vardır. Hatta Cin suresi vardır. Bu ayetlerden anlıyoruz ki
CİN: Gizlenmek , gizli kalmak, gözle görülmeyen gizli kuvvetler. Anlamlarına gelir.
CİNLERİN VARLIĞI KURAN VE SÜNNETLE SABİTTİR

AYET:(Ahkaf 29-32)’’ Şu vaktide hatırla ki cinlerden bir kısmını Kuran dinlesinler diye sana sevketmiştik. Onlar Kuran dinlemeye hazır olunca birbirlerine susun dinleyin dediler.''
AYET:(Zariyat-56)’’ Ben cinleri insanları bana ibadet etsinler diye yarattım.''CİNLER YERYÜZÜNDE BULUNURLAR
AYET:( Cin- 7)’’ Doğrusu bir takım insanlar. Cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını arttırırlardı. 
CİNLERİN MÜMİN VE KAFİRLERİ VARDIR

AYET:(Cin- 13) ‘’ Doğrusu biz cinler o hidayet rehberi olan Allahın peygamberini dinlediğimizde hemen ona inandık . her kim bu suretle Rabbine iman ederse o ne hakkı eksiltmekten ne de zulme uğramaktan korkmaz.
CİNLERİ İNKAR ETMEK  KURANIN AYETLERİNİ İNKAR ETMEKTİR

AYET: ( Cin 1- 2 )‘’ Ey Muhammet de ki cinlerden bir topluluğun Kuranı dinlediği bana vahyedildi. Onlar şöyle demişlerdir. Doğrusu biz doğru yola götüren , hayrete düşüren, bir Kuran dinledikte ona inandık. Biz Rabbimize ortak koşmayacağız.PEYGAMBERİMİZ CİNLEREDE PEYGAMBER OLARAK GELMİŞTİR
AYET:(Enam- 130)’’ Ey cin ve insan topluluğu size içinizden ayetlerimi anlatan ve şu kıyamet gününün geleceğini haber verip sizi korkutan peygamber gelmedi mi?
CİNLER GAYBI (GELECEĞİ)BİLMEZLER
AYET:( Sebe- 14)’’ Cinler gaybı bilemezler’’

AYET:(Şuara- 212)’’ Şüphe yok ki onlar meleklerin sözünü işitmekten kati surette yasaklanmışlardır.
CİNLER TOPRAKTAN DEĞİL ATEŞTEN YARATILMIŞTIR
AYET:(Hicr-27)’’ Cinleri daha önce çok zehirli ateşten yarattık.
CİNLERİN İNSANLARDAN FARKI
1- Cinler insanlardan önce yaratılmıştır.
2- Cinler zehirli ateş(ateşin alevi) den yaratılmıştır.
3- Cinler gözle görülmez varlıklardır.
4- Cinler ışık hızıyla hareket etme kabiliyetine sahiptirler.
5- Cinler olayları hemen öğrenir. Habere anında ulaşır.
6- Cinler bir şeyi ber yerden bir yere anında ulaştırır(ışık hızıyla)
7- Cinler çok ağır işleri, çok kısa zamanda bitirebilme kabiliyetine sahiptirler.
8- Cinlerin gecesi gündüz gündüzü ise gecedir. Gece ayaktadırlar, gündüz dinlenirler,
9- Cinler için Kaybolan bir şeyi bulmak çok kolaydır.
10- Cinler binlerce yıl yaşayabilirler.
11- Cinlerin yiyeceği her şeydir. Katı, sıvı, gaz, ne olursa yiyebilirler.
CİNLERLE İNSANLARIN BENZER ÖZELLİKLERİ
1- Cinlerinde insanlar gibi inananı ve kafiri vardır.
2- Cinlerde insanlar gibi yemek yer.
3- Cinlerde insanlar gibi giyinirler.
4- Cinlerde insanlar gibi evlenirler.
5- Cinlerde insanlar gibi çocuk sahibi olurlar.
6- Cinlerde insanlar gibi yaşlanırlar.
7- Cinlerde insanlar gibi erkek ve dişiden oluşurlar.
8- Cinlerde insanlar gibi duygulanır, ağlar, güler,sevinir,üzülür.
9- Cinlerin amirleri, memurları ,kanunları, sosyal yaşamları, evleri, köyleri vardır.
10- Cinlerin insanlar gibi zengini,fakiri, sağlıklısı,hastası, engellisi vardır.
11- Cinlerde insanlar gibi doğar, büyür ve ölürler.
12- Cinlerde insanlar gibi kendilerine ve insanlara zarar verebilirler
CİNLERİN İNSANLARDAN EN ÖNEMLİ FARKI GÖRÜNMEMELERİ VE IŞIK HIZIYLA HAREKET EDEBİLMELERİDİR.

14 Mart 2015 Cumartesi

BAŞKALARINA KÜFRETMEK KENDİNE KÜFRETMEKTİR

BAŞKALARINA KÜFRETMEK KENDİNE KÜFRETMEKTİR
EMPATİ YAPALIM KENDİMİZİ KARŞIMIZDAKİNİN YERİNE KOYALIM LÜTFEN
   Sayın okurlarım paylaşımlara baktığımızda görüyoruz ki kardeşlerimiz kendi partisinden olmayanı, kendi tarikatinden olmayanı,kendi cemaatinden olmayanı,kendisinin sevdiği alimi sevmeyeni kısaca kendisi gibi düşünmeyenleri acımasızca eleştiriyor, iftira atıyor, hakaret ediyor, aşağılıyor,alay ediyor, dalga geçiyorlar. Peki elimize ne geçiyor ego tatmininden başka hiçbir şey elimize çok şey geçiyor da lehimize değil aleyhimize geçiyor. Bakınız Kuran-ı Kerim bu hususta ne buyuruyor.
AYET: (Enbiya-108)’’ Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.’’
Bu ayeti kerimede açıkca görüldüğü gibi Rabbimiz bırakın müslümanı kafire bile sövmeyi yasaklamıştır. Sebebini de açıklıyor. Siz onun inandıklarına küfrederseniz oda sizin inandıklarınıza küfreder. Dolayısıyla siz ona değil kendinize küfretmiş olursunuz.
  Sayın okurlarım konuyu biraz daha açmak istiyorum. Mesela bakıyorum bizim sağ kesimdeki arkadaşlar chp genel başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlunu küçümseyen, hakaret eden bir sürü paylaşımlar yapıyorlar. Ne oluyor chp ye gönül veren arkadaşlar chpden vazmı geçiyor aksine başkanlarına saldırıldığı için saflarını sıklaştırıyor. Karşı atağa geçerek bizim inancımıza, sevdiklerimize iftira atıyorlar. Ne oldu kim kazandı bu işte hiç kimse aksine zarar gördük değil mi? Elbette eleştireceğiz ,elbette doğruları söyleyeceğiz elbette tebliğ yapacağız ama uslubumuz Rabbimin Peygamberimize ve dolayısıyla hepimize öğrettiği uslup olmalıdır. İşte bu konudaki ayeti kerimeler
AYET: (Nahl-125)’’(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.’’
AYET: (Ali İmran- 159)’’Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.’’
   Sayın okurlarım ayeti kerimelerden de anlaşılacağı gibi rabbimiz karşımızdaki kafir bile olsa ona güzel şekilde anlatmamızı , tebliğ yaparken gayet yumuşak davranmamızı,eğer böyle yapmazsak hiç kimseyi ikana edemiyeceğimizi aksine düşmalığın artacağını bildiriyor. Ama biz ne yapıyoruz bu ve bunun gibi birçok ayet ve onlarca hadisi şerif varken nefsimize uyuyor. Bırakın kafiri kendi din kardeşimize olmadık hakaretler, ediyoruz. Böylece hem günah kazanmış hem de kendi davamıza hakaret edilme yolunu açmış oluyoruz. Yani kendimize ve davamıza zarar vermiş oluyoruz.
  Sayın okurlarım uzun yazıları okumadığınızı elimden geldiğince kısa yazmaya çalışıyorum ama bu konu son derece önemli lütfen sabırla okuyunuz.
A tarikatından kardeşlerim B tarikatından kardeşlerimi kafirlikle,şirkle suçluyor. İftiralar atıyor,hakaret ediyor alay ediyor. Bu sefer bakıyorsunuz B tarikatinden olan kardeşlerim karşı saldırıya geçiyor aynısını A tarikatine yapıyor. Ne oldu şimdi burada kim kazançlı çıktı hiç kimse çok sevdiğin tarikatine ve şeyhine küfrettin, kafirlikle, müşriklikle itham ettin. Olur mu hocam ben öteki tarikata küfrettim. Hayır kardeşim sen öteki tarikata küfretmekle o tarikat mensuplarının senin tarikatına sövmesinin yolunu açtın. Sebep oldun.
   Sayın okurlarım diyeceksiniz ki peki ne yapalım. Allahın emrettiğini yapacağız. Eleştirilerimizi hakaret şeklinde değil. Uslubuna göre yapacağız, faydasız,gereksiz tartışmalara girmeyeceğiz. Kendi görüşümüzü kabul ettirmek istiyorsak önce karşımızdakinin görüşünü dinlemeli ve anlamalıyız acaba hangi maksatla söylüyor. Kastı nedir belki onun anlatmak istediğini biz anlamıyoruzdur. Benim başıma çok geliyor adam bana başka şey anlatıyor ben başka şey anlıyorum. Daha sonra adamın maksadını anladığımda çoğu kez ona hak veriyorum.
Karşımızdakini ikna etmenin yolu karşımızdakinin doğru söylediklerini kabul etmektir. Hangi konu olursa olsun bir kişi bir şeyi savunuyorsa mutlaka ona göre bir doğrusu vardır. İşte o doğruya evet haklısın bu konuda doğru söylüyorsun dediğinizde ve devamında ama diye söze başladığınızda sizi can kulağı ile dinleyecek ya o anda size hak verecek ya da kalbine acaba haklı mı? sorusu girecektir. Yok adamın her dediğini toptan reddederseniz karşınızdakini asla ikna edemediğiniz gibi kendinize ve davanıza düşman etmiş olursunuz.
İkna etmenin bir yolu da karşınızdakine değer vermektir. Her canlı övülmekten, ilgiden ve sevgiden hoşlanır. Bunlardan hoşlanmayan hiçbir canlı yoktur. Peygamberimiz(sav) in köpek leşini kötüleyen sahabiye öyle söylüyorsunuz ama ne güzel dişleri var buyurması gibi. İkna edeceğiniz insana iltifat ediniz. Mesela çok kültürlüsün,çok bilgilisin .v.s bu onu sizin söylediklerinizi dinlemeye hazır hale getirir. Ama asla kendinizi övmeyin aksine çok mütevazi olun. Ben sizden bilgili değilim. Siz daha iyisini bilirsiniz ama işte ayet şöyle diyor hadis böyle diyor alimin biri böyle diyor derseniz karşınızdakini daha kolay ikna etmiş olursunuz. Çünkü sizin söylediklerinizin kendi fikriniz değil. Nakil olduğunu anlar daha kolay ikna olur.
İkna etmenin bir yolu da karşındakine soru sormaktır. Asla karşınızdakinin ne düşündüğünü öğrenmeden kendi görüşünüzü söylemeyiniz. Ona senin bu konuda görüşün nedir diye sorunuz. Görüşünü söylediğinde de ben şurayı anlamadım ayrıntı verirmisiniz diye sorunuz. Çünkü ayrıntıya girdiğinde onun asıl düşüncesini anlamış ona karşı vereceğiniz cevabın anahtarını ele geçirmiş olursunuz.
Asla ama asla iyi bilmediğiniz konuda görüş beyan etmeyeniz. Bilmiyorum deyiniz bilmiyorum demek sizi küçültmez aksine yüceltir,karşınızdakine güven vermiş olursunuz, demek ki bu kişinin görüş beyan ettikleri doğru, diye düşünür beyan ettiğiniz görüşleri daha kolay kabullenir.
Kardeşlerim ikna etmenin en kestirme ve kolay yolu karşındakine sorumluluk vermektir. Mesela benim bu konudaki görüşüm ve delillerim bunlardır. Elbette bende yanılabilirim nihayetinde beşeriz sende bir araştır istersen birlikte istişare edelim. Derseniz onun güvenini kazanmış olursunuz. Kafasında acaba sorusu oluşur. Önyargı ile sizin görüşünüzü reddetmesini önlemiş olursunuz. Büyüklerimiz der ki bazen evet demek en kuvvetli hayır demekten daha etkilidir. Mesela birisi bir görüş beyan ettiğinde hayır olmaz deme yerine sen bilirsin olabilir demek ona sorumluluk yüklemektir. İnsanlar genelde sorumluluğu karşındakine yüklemek ister. Her konuda bu böyledir. Mesela bir yakınınız veya arkadaşınız dostunuz size ben şunu yapmak istiyorum ne dersin diye sorduğunda aslında sorumluluğu size yüklemek istemektedir. Ona hayır veya evet demeyiniz bana göre bu işin avantajı şu şu mahzuru şu şudur. Karar senin diyerek kararı ona bırakınız. Maalesef bu yanlışı başta ana babalar olarak çok yapıyoruz. Mesela çocuğumuz ben şu işi yapmak istiyorum dediğinde aslında sizden izin istemiyor. Onun verdiği kararı onaylamanızı sorumluluğu sizin üzerinize atmak istiyor. Ona hayır veya evet dediğiniz de ister o işi yapsın ister yapmasın sorumluluğu üzerinden atmış oluyor. Ona yavrum bu işi yapmanın şu şu iyi yönleri, şu şu mahzurları var deyiniz kararı ona bırakınız. Her konuda ve her kişiye aynı taktiği uygulayınız. Göreceksiniz karşınıdaki sizin istediğiniz gibi davranacak öyle olmasa bile yaptığı yanlıştan sizi sorumlu tutamayacaktır.
Kardeşlerim hakkınızı helal ediniz yine çok uzattım cahilliğime veriniz. Alimler gibi bir cümleye ciltler dolusu kitap sığdıracak ne bilgimiz ne haddimizdir. Selam ve dua ile.

21 Şubat 2015 Cumartesi

SİZİN HAYIR SANDIĞINIZ ŞER; ŞER SANDIĞINIZ ŞEYDE HAYIR VARDIR ALAH(CC) BİLİR SİZ BİLMEZSİNİZ.

SİZİN HAYIR SANDIĞINIZ ŞER; ŞER SANDIĞINIZ ŞEYDE HAYIR VARDIR ALAH(CC) BİLİR SİZ BİLMEZSİNİZ.
اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Kıymetli okucularım bizler olayların sadece görünen kısmını görür anlar ve ona göre yorum yaparız. Halbuki olayların bizim bilmediğimiz nice hikmetleri vardır. Bunu ancak Allah(cc) bilir. Bize düşen ye’se kapılmadan, Vardır bunda da bir hayır diyerek Allaha teslim olmaktır. Böyle yapmazsak ne olur. Hem Allaha isyan etmiş hem de kendimize zarar vermiş oluruz. Başınıza bir musibet geldiğinde. İsyan etseniz,bağırsanız,çağırsanız, ortalığı katıp karıştırsanız ne faydası var. Hiç! o belayı savamadığınız gibi. İmanınıza,kendinize,çevrenize zarar vermiş olursunuz. Daima Rabbimizden hakkımızda hayırlı olanı dilemeli sabretmeli Allah(cc) teslim olmalıyız.
AYET: (Bakara-216)’’ Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.''
Bu ayeti kerimede açıkca neyin hakkımızda hayırlı neyin hayırsız olacağını bilemeyeceğimiz bildiriliyor.
AYET: (Bakara -156). ‘’Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allaha aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.’’
Bu ayeti kerimede takva sahibi müminin başına musibet geldiğinde
إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ (İnna lillahi veinna ilyhi raciun)’’Allahtan geldik ona döneceğiz’’ dediklerini bizimde dememiz gerektiği bildiriliyor. Bizler sadece ölüm haberi aldığımızda bunu söylüyoruz. Halbuki her sıkıntı yaşandığında söylenmelidir.
AYET: (Enbiya -35). Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.’’
Bu ayeti kerime Rabbimizin bizi imtihan ettiğini, belalara sabr, nimetlere şükür yapıp yapmadığımızı denediğini bildiriyor.
AYET: (Ali İmran -141). Bir de Allah , iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar.’’
Bu ayette imtihanın amacının müminin imanını arttırmak, kafirin ise azabını arttırmak olduğu bildiriliyor.
AYET: (Ali İmran -142). Yoksa siz; Allah , içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? ‘’
Bu ayette cennete girmenin ancak cihat etmek ve sabırla mümkün olduğu açıkca anlaşılmıştır.
AYET: (Ali imran -186). Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah ’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.’’
AYET:( Ahzab -11) İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar’’
Bu ayeti kerimelerde eşimiz,akrabamız,sevenlerimizin ölüm acısını çekeceğimizi,kendimizin ve sevdiklerimizin hastalık,sakatlık v.b imtihanlardan geçeçeğimizi ,yangın,deprem v.b doğal felaketlerle veya başka nedenlerle malımızın mülkümüzün kaybolabileceğini ve bunun bizi çok sarsacağını bildirmektedir.
AYET: (Zümer -49). İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler
Bu ayeti kerimede de insanoğlunun nankör olduğunu nimet verilince Allahı unuttuğunu bela ve musibet geldiğinde de Allahı hatırladığını ve ona yalvardığı bildiriliyor.
Kıymetli okurlarım Aşağıdaki (Kehf-60-82) ayetlerdeki kıssada almamız gereken ders ; Allah(cc) sonsuz akıl sahibidir ve dünya hayatında meydana gelen her olayı özel bir plan ve kader doğrultusunda, hayır ve hikmetle yaratmıştır. İnsan ancak olayların dıştan görünen kısmı ile muhatap olabilmekte ve ancak kendi anlayışı ile bu olayları değerlendirebilmektedir. Sınırlı bilgi ve anlayışı ile kimi zaman hayır ve güzellik olan bir olayı olumsuz, kötülük ile dolu olan bir olayı ise olumlu ve hayırlı olarak nitelendirebilmektedir. Bu durumda doğruları görebilmek için iman eden bir insanın yapması gereken, Yüce Allah'ın sonsuz akıl ve bilgisine teslim olarak, her olaya hayır gözüyle bakmak gerektiği dersi vardır.
KEHF SURESİ(60-82)
60. Hani Mûsâ beraberindeki gence şöyle demişti: "İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim."
61. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti.
62. Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence "Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük" dedi.
63. Genç, "Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti" dedi.
64. Mûsâ: "İşte aradığımız bu idi" dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisin geri döndüler.
65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
66. Mûsâ ona, "Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?" dedi.
67. Adam şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."
68. "İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
69. Mûsâ, "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim" dedi.
70. O da şöyle dedi: "O halde eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın."
71. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, "Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın." dedi.
72. Adam, "Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.
73. Mûsâ, "Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!" dedi.
74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, "Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!" dedi.
75. Adam, "Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?" dedi.
76. Mûsâ, "Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)" dedi.
77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, "İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın" dedi.
78. Adam, "İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir" dedi. "Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım."
79. "O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı."
80. "Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."
81. "Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik."
82. "Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."
HAKKIMIZDA NEYİN HAYIRLI OLDUĞUNU ANCAK ALLAH(CC) BİLİR
وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
(Bakara-216)(ALLAH(CC) BİLİR SİZ BİLMEZSİNİZ)

18 Şubat 2015 Çarşamba

İSLAMDA KISAS

YAKILARAK ÖLDÜRÜLENİN VELİSİ KISAS İSTERSE,
ÖLDÜREN CANİ YAKILMAK SURETİYLE KISAS UYGULANIR
    Kıymetli okurlarım malum vahşetten sonra birçok kardeşim bu caninin şeran dünyevi cezası nedir? Diye merak etmeleri ve bize yoğun soru sormaları üzerine bu makale hazırlanmıştır. Şunu lütfen aklınızdan çıkarmayınız, biz asla alim ve fetva veren değiliz, sadece araştırmacıyız. Ayeti kerimeleri,hadis-i şerifleri,alimlerin görüşlerini bir araya toplar makale haline getiririz. Kul olmamız hasebiyle her an yanlış ve hata yapmamız mümkündür. Değil benim gibi cahil Kur’anın ve onun yorumu,açıklaması olan Peygamberimize ait olan hadis-i şerifler hariç hiç kimsenin söylediği % 100 doğru olamaz. Her zaman hata ihtimali vardır. En doğrusunu daima Allah(cc) bilir.
ÖLDÜRÜLENİN VELİSİ İSTERSE KIYAS İSTER, İSTERSE DİYET İSTER,İSTERSE DE AFFEDER KARAR VE UYGULAMA İSE ADALETE AİTTİR
   Sayın okurlarım aşağıdaki ayetlerden açıkca anlaşılacağı gibi haksız yere öldürülen kişinin velisine yetki verilmiştir. Ancak velinin adaleti gözetmesi de istenmiştir.
AYET:(İsra-33 )’’Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür.’’
KARAR VERİLDİKTEN SONRA ÖLDÜRÜLENİN YAKINI KARARA RAZI OLMALIDIR
   Sayın okurlarım aşağıdaki ayette(Bakara-178) karar alındıktan ve uygulandıktan sonra ölenin velisi kararla yetinmeyip mesela kısas kararı verilmesine rağmen hayır bir değil iki veya daha fazla kişiyi öldürmeye kalkarsa, veya diyet kararına razı olup diyeti aldıktan sonra kan davası güdüp öldürenin yakınlarından birini öldürürse cok büyük azaba uğratılacağı yani cehenneme sokulacağı açıkca belirtilmiştir. Haklı iken haksız duruma düşülmemeli.
AYET:(Bakara-178 )’’Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır.’’
AYET: (Bakara-179 )’’ Ey temiz akıl sahipleri! Kısasta sizin için bir hayat vardır. Ümit edilir ki, korunursunuz.
AYET: (Maide- 45)’’ Ve onlar için Tevrat'ta şöyle hüküm koyduk. Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralamalarda o yaranın benzeri bir karşılık vardır. Ama kim bu kısas hakkından vazgeçerse, bu geçmiş günahlarının ve kusurlarının yaradan tarafından bağışlanmasına neden olacaktır. Allah'ın vahyettiğine göre hüküm vermeyenler, yaratılış gaye ve maksadına aykırı davranan zalimlerdir.’’
AYET: (Bakara- 194)’’ Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah müttakilerle beraberdir.’’
AYET: (Nahl- 126)’’ Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler için daha iyidir.’’
AYET: (Şura-40)’’ Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.’’
   Sayın okurlarım yukarıdaki ayetlerde (Bakara- 194), (Nahl- 126) (Şura-40) Allah(cc) suçun cezasının aynı olması gerektiği, aşırıya gitmemek gerektiği,sabredilirse,affedilirse,barışılırsa bunu karşılığının Allah(cc) tarafından bizzat verileceği müjdeleniyor.
   Sayın okurlarım (Nisa-92) ayet yanlışlıkla mümini öldürmenin dünyevi cezasını bildirmektedir. Merak eden kardeşlerim bakabilir.
KISAS KONUSUNDAKİ HADİS-İ ŞERİFLER
HADİS: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim haksız yere, âmden (bile bile) öldürülürse velisi şu üç şeyden birini tercihte muhayyerdir:
- Ya kısas ister.
- Ya affeder.
- Yahut diyet alır.
Eğer dördüncü bir şey istemeye kalkarsa alinden tutun (mâni olun)!"
Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, şu âyeti tilavet buyurdu. (Meâlen): "Kim bundan sonra tecâvüz ederse ona elîm bir azab vardır" (Bakara 179)
Ebu Dâvud, Diyat 3, (4496), 4, (4504); Tirmizi, Diyât 13, (1406)
HADİS: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim mü'min bir kimseyi (âmden) öldürürse, katil bu sebeple kısas olunur. Kim bu kısasa mâni olursa Allah'ın lânet ve gadabı onun üzerine olsun. Allah onun ne farz ve ne nâfile hiçbir hayrını kabul etmez."
Rezin tahric etmiştir. Bu manada rivayet Sünenler'in bir kısmında gelmiştir: Ebu Dâvud, Diyât 17, (4539, 4540, 4541); Nesâi, Kasâme 29, (8, 40).
HADİS: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim kölesini öldürürse, biz de onu öldürürüz. Kim de kölesinin (burnunu, kulağını keserek) sakatlarsa, biz de onun (burnunu, kulağını keserek) sakatlarız."
Ebu Dâvud, Diyat 7, (4515, 4516, 4517, 4518); Tirmizi, Diyat 18, (1414); Nesai, Kasame 9, (8, 21).
Nesai'nin rivayetinde şu ziyade var: "Kim kölesini iğdiş ederse, biz de onu iğdiş ederiz."
4 MEZHEBE GÖRE KISASIN UYGULANMA DURUMU
Ebû hanîfe ve İmam Mâlik’e göre, öldürülenin velisi ya kısas ister, ya da affeder. Veli, suçlu ile diyet üzerine anlaşmazdan önce kısas hakkından vazgeçerse, diyet isteme hakkı da kendiliğinden düşmüş olur.
İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise; velî seçimlik hakka sahiptir. Ya kısas uygulanmasını ister, ya da kısası affeder ve diyet alır.
HADİS: Affetmenin anlamı kısasın diyete dönüşmesi demektir ve bu, suçu işleyenin rızâsına da bağlı değildir (el-kâsânî, bedâyiu’s sanâyi’, vii, 241; eş-şevkanî, neylü’l-evtâr, vii, 7 vd.; hayreddin karaman, mukayeseli islâm hukuku, istanbul 1986, i, 136, 137 ayrıca diyet için bakınız: ibn âbidîn, reddü’l-muhtâr, mısır 1307, v, 504; el-meydânî, el-lübâb, kahire 1374)
Değerli okurlarım görüldüğü gibi islamda bir yanağına vurulursa öbür yanağını çevir mantığı yoktur. Bugün İnsan hakları beyannamesinde olduğu gibi sadece öldürenin değil. Hem öldürenin hem de öldürülenin hakkı korunmaktadır. Karar sadece adalete veya sadece öldürülenin velisine değil. Her ikisine birden bırakılmıştır. Çünkü öldürülenin velisinin acısı, adaletin ise kamu sorumluluğu vardır. Her ikisi de gözetilmezse anarşi olur. Ölenin velisi kararı kendisi uygulayamaz, mutlaka hakime başvurmak zorundadır. Hakim karar verdikten sonra herkes uymak zorundadır.
Değerli okurlarım Yukarıdaki kısasla ilgili ayet ve hadis-i şeriflerden şunu anlamak mümkün değil midir.?
YAKILARAK ÖLDÜRÜLENİN VELİSİ KISAS İSTERSE,
ÖLDÜREN CANİ YAKILMAK SURETİYLE KISAS UYGULANIR
EĞER VELİ DİYET İSTERSE DİYET UYGULANIR
EĞER VELİ AFFEDERSE ADALET GEREKLİ CEZAYI VERİR
ADALET KARARINI VERDİKTEN SONRA HERKES UYMAK ZORUNDADIR

17 Şubat 2015 Salı

FAİZ YİYEN ALLAHA(CC) VE PEYGAMBERE(SAV) SAVAŞ AÇMIŞTIR

FAİZ YİYEN ALLAHA(CC) VE PEYGAMBERE(SAV) SAVAŞ AÇMIŞTIR
AYET: (Bakara-278)’’ Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve artık faizin peşini bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz.’’
AYET: (Bakara-279)’’ Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.’’
Kıymetli okuyucularım bu ayetlerde faiz yiyenlerin Allaha ve Resulune savaş açtıklarını açıkca belirtiyor.( F'ezenu biharbin minellahi veresulihi) gayet açık ve net tefsire te'vile bile gerek yok hatta arapça bilmeye de gerek yok. Allah ve resulunu inkar etmek(kafir) değil, ona eş ve ortak koşmak(Müşrik) değil bunlardan daha ağırı savaş açmak; savaş kime açılır. Düşmana açılır değil mi. İşte faiz yiyen Allahı(cc) ve Peygamberimizi(sav) düşman ilan etmiş onlara savaş açmıştır. Aman Allahım ne büyük günah Allah korusun. Amin.
FAİZ YİYENLER EBEDİ CEHENNEMDE KALACAKTIR
AYET: (Bakara-275)’’ Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, "alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır.’’
Bu ayeti kerimede de alışveriş faiz gibidir diyerek faiz yemeye devam edenlerin ebedi olarak cehennemde kalacaklarını bildirmektedir.
Kıymetli okuyucularım Faiz (riba) İslam ülkelerini sömürmek için batı emperyalistlerin içimize soktuğu kanser mikrobudur maalesef; 100 yıldır batı emperyalizmi işgal edip sömürdükleri Afrika
Ülkelerindeki elmas,altın,gümüş,v.b madenleri ülkelerine taşımışlar, daha sonra bu paraları yüksek faiz karşılığında bizim gibi gelişmekte olan ülkelere vermişler, böylece bu ülkelerin kazancını kendi kasalara aktarmışlardır. Bununla da yetinmeyip o ülkelerde bankalar açarak sadece devletleri değil vatandaşlarında emeklerini sömürüp kasalarına aktarmışlardır. Osmanlı bankası ilk bankadır ve yabancılar kurmuştur. Daha sonra İş bankasını kurdurarak yüksek faizle bankaya para verip daha yüksek faizle bankanın halka para dağıtmasını sağlamışlar. Böylece hem banka hem de kendileri paraya boğulmuşlardır. Daha sonra vatandaştan düşük faizle para alıp yüksek faizle kredi alan vatandaşlara vermişlerdir. Bu çark hala hız kesmeden devam etmektedir. Bugün Türkiye de bankaların yaptığı karı hiçbir kurum yapamamaktadır.
Kıymetli kardeşlerim ben faiz alıyorum ama müslümanım diyen kişi yalan söylüyor o kişi Kur’ana göre asla Müslüman değildir.
SADAKA MALI ARTTIRIR, FAİZ İSE YOK EDER
AYET: (Bakara-276)’’ Allah faizi mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.’’
AYET: (Rum-39)’’ İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır.’’
Kıymetli okurlarım faiz malın bereketini ortadan kaldırır. Bugün devletlerden ve vatandaşlardan bereketin kalkmasının huzur kalmamasının en önemli sebebi faizdir. Faiz bulaştığı her şeyi mahvetmektedir.
AYET: (Aliimran-130)’’ Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.’’
AYET: (Nisa-161)’’ Yahudilerin zulmetmeleri ve birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık. Onlardan kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık.’’
FAİZ HAKKINDA HADİSİ ŞERİFLER
HADİS: (Helak eden yedi şeyden biri faiz almaktır.) [Buhari]
HADİS: (Yedi büyük günahtan biri faiz yemektir.) [Bezzar]
HADİS: (Faiz alana da verene de lanet olsun!) [Müslim]
HADİS: (Vücuduna dövme yapana, yaptırana, faiz alıp verene lanet olsun.) [Buhari]
HADİS: (Allahü teâlâ, dört kimseyi Cennete koymaz: Bunlar, devamlı içki içen, faiz alan, yetim malı yiyen ve ana-babasına asi olandır.) [Hakim]
HADİS: (Faiz 73 kısımdır. En aşağısı, kişinin anası ile zina etmesi gibidir.) [Hakim]
HADİS: (Bir dirhem faiz alıp vermek otuz zinadan günahtır.) [Taberani]
HADİS: (Hep faiz yiyen sonunda fakirliğe düşer.) [İbni Mace]
HADİS: (Kıyamet yaklaştıkça, faiz, zina, ve içki çoğalır.) [Taberani]
HADİS: ‘Dikkat edin, cahiliye faizlerinden her faiz iptal edilmiştir! Size mallarınızın aslını almak vardır, bu şekilde ne zulüm eder ne de zulme uğratılırsınız.’ buyuruyordu.”
Ebu Davud 3334, Tirmizi 3087, İbni Mace 3055, Albânî İrva 5/279
(134)
HADİS: ‘Cahiliye faizi de kaldırılmıştır. Faizlerimizden ilk kaldırdığım faiz Abdulmuttalib bin Abbas’ın faizidir. O tamamıyla geçersiz kılınmıştır.’ buyurdu.”
Müslim 1218/147, Ebu Davud 1905, Nesei 2711, İbnu’l-Carud 465, İbni Mace 3074, İbni Hibban 3944, Ahmed 14447, Albânî 1017
HADİS: ‘Faiz yetmiş üç baptır. Onların günah cihetinden en hafifi, kişinin annesi ile zina etmesi gibidir. Bilin ki, faizin en şiddetlisi Müslüman kişinin ırzıdır!’ buyurdu.”
Hakim 2259, İbni Mace 2274, İbnu’l-Carud 647, Albânî Cami 3539
(82) Faiz Yiyene, Yedirene, Katibine ve Şahidine Lanet!
(136) Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
HADİS: “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) faiz yiyene, yedirene, faiz muamelesini yazan kimseye ve bu muamelenin şahitlerine lanet etti! ve:
‘Onlar günahta eşittir!’ buyurdu.”
Müslim 1598/106, Ebu Yağla 1849, İbnu’l-Carud 646, Beyhaki 5/275, Begavi 2054, Ahmed 1/393, 3/304, Tayalisi 343, İbni Hibban Mevarid 1112
HADİS: ‘Helak edici yedi şeyden uzak durunuz!’ buyurdu.
Sahabeler:
−Ya Rasulallah! Onlar nelerdir? dediler.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
1) ‘Allah’a şirk koşmak,
2) Sihir yapmak,
3) Haklı olmanın dışında Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmek,
4) Faiz yemek,
5) Yetimin malını yemek,
6) Düşmanla karşı karşıya iken savaştan kaçmak ve
7) Zinadan korunmuş saf mü’min kadınlara zina iftirasında bulunmaktır!’ buyurdu.”
Buhari 2615, Müslim 89/145, Ebu Davud 2874, Nesei 3673, Albânî İrva 1335
FAİZ ALMAK KADAR OLMASA DA FAİZ VERMEKTE HARAMDIR
Değerli müminler faiz almak kadar olmasa da faiz vermekte günahtır. Çünkü faiz sisteminin ayakta kalmasına sebep olunmaktadır. Kredi alan kişiler bankanın kölesi olmakta bütün varlıklarını ipotek ettirmekte 10 yıl sonraki 20 yıl sonraki kazançlarını bile bankalara vermektedirler. Kredi çekme hastalığının en büyük sebebi lüks tüketim alışkanlığının olması, gösteriş, hava atma,kıskandırma, rahat yaşama,gezip tozma merakıdır. İşte bu yüzden nice yuvalar yıkılmakta, nice intiharlar,soygunlar,öldürmeler v.b birçok felaketler yaşanmaktadır. Bundan kurtulmanın tek çaresi devletin faizsiz kurumlar yoluyla faizsiz kredi vermesi , halkın israf ve gösterişten vazgeçmesi ve Allah korkusu ve haramlardan kaçınma bilincinin yerleşmesidir. Bugün toplumun % 90 ı krediye bulaşmış inim inim inlemektedir. Yardımlaşma,insanlık,merhamet,akrabalık,dostluk,kardeşlik,vicdan, acıma gibi İslami ve insani vasıflar tamamen kalkmış
PARA, MAL MÜLK ,ŞÖHRET,HEVA,HEVES,NEFS, MAKAM TOPLUMUN ALLAHI(haşa) OLMUŞTUR 
Rabbim bizlere iman Kur’an nasip etsin. Bizleri harama bulaşmaktan muhafaza eylesin. Amin.

10 Eylül 2013 Salı

IRKÇILIK ŞEYTANIN YOLUDUR


                             IRKÇILIK ŞEYTANIN YOLUDUR
 Kıymetli okuyucular hiç kimse ana babasını, sülalesini,ırkını, ten rengini,doğum yerini,doğum tarihini,memleketini seçme hakkına sahip değildir. Tarih boyunca insanlığın başına gelen felaketlerin tamamı ırkcılık yüzündendir. Buna son vermenin tek çaresi Allahın kitabı Kuran-ı kerimin ve Allahın peygamberi Muhammet Mustafa(sav) in yolundan gitmektir. Irkçılığı ilk başlatan şeytandır. Kendisinin ateşten yaratıldığını ademin çamurdan yaratıldığını öne sürerek hz. Ademi küçük görmüştür. Irkçı olan kişi şeytanın yolundadır. Ve sonu ebedi cehennemdir. İnsanlık tarihinde diğer tefrika sebepleri arasında en ziyade görülen ve dünya durdukça görülmeye devam edeceğe benzeyeni ırkçılıktır. İnsanlık bu yüzden pek çok istilâ, sürgün, savaş, zulüm ve katliâmlara, yani her çeşidiyle fitnelere sahne olmuştur. Gittikçe daralan ve tek cem'iyyet, tek âile hâlini almaya yüz tutan insanlığın terakkisinde bir engel olabilecek bu ırkî ayırımın kesin bir dille yasaklanması gerekiyordu. Bu sebeple Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ırkçılığı, unsuriyyet düşüncesinden kaynaklanan ayırımı, mükerrer ifadelerle kesin olarak yasaklamıştır. Kur'ân-ı Kerim şu âyette insan kardeşliğini tesbit eder: "Ey insanlar, hakikat biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi, sırf birbirinizle tanışmanız için büyük büyük cem'iyyetlerle, küçük küçük kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki, sizin Allah nezdinde en şerefliniz, takvaca en ileri olanınızdır..." (Hucurât, 13). Şu âyet de Müslümanların kardeşliğini beyan eder: "Mü'minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını (bulup) barıştırın. Allah'tan korkun, tâ ki esirgenesiniz." Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de: "Müslümanlar kardeştirler, birinin diğerine (hâricî sebepden gelen) bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sâdece takvâ iledir" der. Yine Kur'ân-ı Kerim'de, ırkçılığı reddeden mühim âyetlerden biri olarak şu âyet de burada kayda değer: "De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, KABİLENİZ, elinize geçirdiğiniz mallar, kesad(a uğramasın)dan korkageldiğiniz bir ticaret ve hoşunuza gitmekte olan meskenler size Allah'tan, O'nun peygamberinden ve O'nun yolundaki bir cihaddan daha sevgili ise artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fâsıklar gürûhunu hidâyete erdirmez" (Tevbe, 24). Burada, kişiye en yakın olan anne, baba, mal vs. sevgisinden üstün tutulması emredilen Allah ve Resûlü'nün sevgisiyle, dinî ahkâm ve emirlere bağlılık ve meselâ iman kardeşliğinin kastedildiği açıktır. Zira emirlere uymadan Allah'ı sevdiğini iddia etmek boş bir lâf olur. Kur'ân-ı Kerim kan bağından çok iman bağının esas alınması fikrini pek çok âyetlerde işler. Bunlardan biri, Tûfan sırasında babasının risâletini inkâr ederek gemiye binmekten imtina eden Hz. Nuh'un oğlu ile alâkalıdır. Nuh (aleyhisselam) Cenâb-ı Hakk'a: "Ey Rabbim, benim oğlum da şübhesiz benim âilemdendir..." diyerek oğlunun kurtulmasını taleb edince, Cenâb-ı Hakk kendisine: "Ey Nûh, o kat'iyyen senin âilenden değildir. Çünkü o(nun işlediği), sâlih olmayan (kötü) bir iştir" (Hud, 45-46) cevâbını vererek, "kötü iş üzere olanların" mü'minlerce bağra basılmaması dersini verir. Nitekim Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de Selmân-ı Fârisî, Cerir İbnu Abdillâh gibi muayyen bâzı şahısları ve hatta "her müttaki kimseyi" Âl-i Beyt'ten (yâni kendi âilesinden) sayarken, istikbâlde vukua gelecek bir fitneyi -ki fitnetü'sserrâ (refah fitnesi) diye vasıflar- çıkaracak kimsenin (kan itibâriyle) ehl-i beytinden olmasına ve bu sebeple kendisini Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den zannedecek olmasına rağmen, kendisinden olmadığını, "zira hakiki dostlarını muttakilerin teşkil ettiğini" beyân eder. Bu temâyı te'yiden, Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim'den "güzel bir örnek verilir" "İbrahim'de ve onun maiyyetinde bulunanlarda sizin için hakikaten GÜZEL BİR ÖRNEK vardı. Hani onlar kavimlerine: "Biz, sizden ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduğunuz nesnelerden kat'iyyen uzağız. Sizi inkâr ettik. Siz Allah'a bir olarak imân edinceye kadar bizimle aranızda ebedî düşmanlık ve buğz belirmiştir" demişlerdi..." (Mümtehine, 4). Kur'an-ı Kerim, bir başka ayette Hz. İbrahim ve maiyyetinde olanların bu "örnek" davranışlarının bütün Müslümanlarca benimsenmesini, müşterek bir prensip yapılmasını emreder: "Ey iman edenler, babalarınızı, kardeşlerinizi -eğer küfrü sevip imân üzerine tercih ediyorlarsa- veliler edinmeyin, içinizden kim onların velilikleri altına girerse onlar zâlimlerin tâ kendileridir" (Tevbe, 23). Ebû Zerr'e bir vesile ile: "İyi bak, sen Allah'a olan takvân ile üstünlük elde etmedikçe ne kırmızı, ne de siyahtan (acem ve Arabtan) daha hayırlı değilsin" diyen Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de kavim ve kabilecilik ile, gerek filleriyle ve gerekse sözleriyle mücâdele etmiştir. O'nun (aleyhissalâtu vesselâm) dilinde "cahiliyye da'vası", "asabiyyet da'vası", "cahiliyye asabiyyeti" vs. gibi değişik tâbirlerle ifadesini bulan kavmiyetçilik kesin olarak yasaklanmıştır: "..Allah indinden en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan (acem) üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Siyah derili olanın beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyazın da siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sâdece takva iledir." "Kim hevâsına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyyetciliğe (asabiyyet) çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa, cahiliyye ölümü üzere ölür." "Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir: 1- Kaderiyye (ilahî takdiri inkâr ederek, "kişi yaptığının yaratıcısıdır" demek), 2- Unsuriyet da'vası, 3- Dinî mes'eleleri rivayet ederken titiz davranmayıp, gevşek olmak, lâubali olmak." "Asabiyyet (kavmiyyetçilik) davasına kalkan, onu yaymaya çalışan, bu dava yolunda mücadeleye girişen bizden değildir." [(Ebu Davud, Edeb, 121, 5121. H. Münavi, a.g.e., 5, 386).] "Kim câhiliyye davasında (kavmiyetçilikde) bulunursa cehenneme iki dizi üzerine çökmüş demektir. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resûlü, oruç tutsa, namaz kılsa da mı?" "Evet," cevabını verdi; "oruç tutsa da, namaz kılsa da." [(Hakim, Müstedrek, 4, 298).] Hz. Âişe, Hz.Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in bu mevzûdaki tutumunu belirtme sadedinde şöyle der: "Dünyada takva sahibi kimse kadar ne bir kimse, ne de bir başka şey Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın hoşuna gitmemiştir." Ama asabiyyet davası hepsini sıfıra ircâ ediyor. İslâm alimleri, yaratıldığı asla bakarak gurur ve tekebbürde bulunmayı, iblisin Allah'ın lânetine uğramasına ve cennetten kovulmasına sebep olan ameline benzetirler. Zira o, âyet-i kerimede ifade edildiği üzere, Cenab-ı Hakk tarafından Âdem'e secde etmesi emredilince, kendi hevasından gelen şahsî re'yine uyarak: "Ben ondan (Âdem'den) hayırlıyım. (Çünkü) beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" (A'raf, 12) der ve emre itaat etmez. Şu halde bu ayet-i kerime de asla tekebbüre kapılma veya başkasını istiskal etme duygusunun -diğer birçok menfi duygular gibi- fıtrattan gelen ve pek ciddi vartalara atabilecek mahiyette olan bir duygu olduğunu, her an bu şeytanî duyguya karşı dikkatli davranarak Allah'ın lânetine kadar gidebilecek durumlara düşülmemesini ders vermektedir

6 Eylül 2013 Cuma

İSLAMDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

 İÇGÜVEYSİ:     Sayın okurlar ne yazık ki birçok konuda olduğu gibi doğru bildiğimiz yanlışlarımız var. Bunlardan birisi de içgüvey meselesi. Toplumumuzda iç güveysi olmak ayıp sayılıyor. Her konuda Peygamberimizi örnek aldığını iddia edenler; Peygamberimizin sünnetlerinden işlerine geleni ön plana çıkarıp işlerine gelmiyeni görmezden gelirler. Peygamberimiz(sav)in sakalı sünnettir. Ama uzun saçları sünnet kabul etmeyip uzun saçlı insanları ayıplarlar. Niçin sakal sünnette, uzun saç ayıp. Peygamberimiz(sav)in sakalı vardı ama saçları da uzundu. Sarık sarmak sünnettir ama entari giymek ayıptır. Peygamberimiz(sav) sarık sardığı gibi entari de giyerdi. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bildiğiniz gibi içgüveysi damadın gelinin evine yerleşmesi anlamındadır. Kız çocukları Allahın bir lutfu olarak ana babaya erkek çocuklardan daha düşkündür. Kız çocukları evlenmek ve bir yuva kurmak ister yuvasını kurduktan sonra da kendi ana babası ile yaşamak isterler. Bunu sağlamak için de her türlü çareye baş vururlar. Eğer gelin kaynana kavgasının bitmesini istiyorsak Peygamberimiz(sav)in ve Hz. Ali(ra)nin yaptığını yapmalıyız. Peygamberimiz(sav) Mekkeden Medineye hicret edinceye kadar Hz Hatice(ra)nin evinde kaldığını biliyor muydunuz.? Sanmam. Araştırırsanız doğru olduğunu görürsünüz. .Peygamberimiz(sav)in damadı Hz Ali(ra)nin hicrete kadar peygamberimizin eşi Hz. Esmaya ait evde kaldığını biliyor muydunuz.? Sanmam. Araştırırsanız doğru olduğunu görürsünüz Sahabilerin çoğunluğunun hanımlarının evinde kaldıklarını araştırırsanız göreceksiniz. Yanlışlarımızdan bir başkası da kız babalarının ve dul kadınların evlenme teklifi yapmalarının ayıp sayılmasıdır. Halbuki bu sünnettir. Dul bir kadın olan Hz. Hatice(ra) annemiz arkadaşı Münye kızı Nefiseyi Peygamberimiz(sav)e elçi olarak gönderip kendisine evlenme teklifi göndermiş. Peygamberimiz(sav) kabul etmesi ile evlilik gerçekleşmiş; Hz. Haticenin evine yerleşmişlerdir. Kız babası olarak Peygamberimiz(sav) Hz Ömer(ra) ve Hz Ebubekir(ra) i Hz Ali(ra)ye kızı Hz. Fadime(ra) ile evlenmesi için teklif yapmıştır. Hz. Ali(ra) nin kabul etmesi ile evlilik gerçekleşmiştir. Sahabilerin çoğuda bu şekilde hareket etmiştir. Sayın okurlarım Peygamberimiz(sav) in şahsına ait evliliği,yaşamı,giyim kuşamı v.b sünnetlere sünneti zevait denir. Biz Müslümanlar sünneti zevait olan sünnetlere uymak zorunda değiliz. Peygamberimiz(sav) entari giymiş bizde entari giymek zorunda değiliz. Buna çok güzel bir örnek vermek istiyorum. Erzurumlu alimin birisi Mekke imamını Erzuruma davet eder. Uçakta ona Erzurumun soğuk olduğunu kalın elbise giymesi gerektiğini söyler. İmam ben Peygamberin giydiği elbiseden başka elbise giymem diye kabul etmez. Uçaktan inince dondurucu soğuğu gören imam hani nerde getirin bana bir palto eminim ki Peygamberimiz(sav) de buraya gelse palto giyerdi der. Evet sayın okurlarım. içgüveysi sünneti zevaittendir yani ona uymak zorunda değiliz ama lütfen sünneti zevaidi de ayıp saymayalım.

27 Ekim 2012 Cumartesi

İSLAMDA NAZAR

   NAZAR DEVEYİ KAZANA İNSANI MEZARA KOYAR
Kıymetli okuyucularım sürekli yazılarımın uzunluğundan şikayetci olan kardeşlerim var. Haklılar ancak konuyu bütün olarak paylaşmaktan başka çare bulamıyorum.Hakkınız helal edin.
NAZAR: Bakış, bakma, göz atma.bir konu hakkında düşünme, görüş.Belli kimselerde bulunduğuna inanılan; insanlara, özellikle çocuklara, evcil hayvanlara, eve, mala mülke, hatta cansız nesnelere de zarar verdiğine inanılan bakıştaki çarpıcı ve öldürücü güç anlamına gelir. Nazar Ayet ve hadislerle sabittir. İşte ayet.
AYET: (Kalem_51-52) (Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn(mecnûnun).Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyne.
’’Ve inkâr edenler, zikri (Kur'ân'ı) işittikleri zaman gerçekten seni, neredeyse gözleri ile devirirler. Ve: “Muhakkak ki o, gerçekten mecnundur (delidir).” derler.Oysa o (Kur'an) ,alemlere bir zikir(öğüt,hatırlatma,hüküm ve üstünbir şeref)den başka bir şey değildir.’’
Yukarıdaki ayeti kerimenin nuzul sebebi şudur. Peygamberimizin peygamberliğini kıskanan, onu çekemeyen müşrikler onu yok etmek için ellerinden gelen her türlü çareye başvurmuşlardır. Bunlardan biride Peygamberimizi nazarlayarak öldürmek istemişlerdir.
HADİS:Alûsî (1270/1854)'nin el-Kelbî'den yaptığı bir rivayete göre; Arap asıllı bir kişi, yemek yemeden iki veya üç gün çadırına çekilir, daha sonra oradan gelip geçen koyun ve deve sürüsüne bakar ve "gördüğüm bu koyun ve deve sütünden daha güzelini görmedim" derdi. Bunun üzerine o sürü hastalanır veya yere düşerek helâk olurdu. İşte nazar etme de maharetli olan bu kişiye, Peygamberimizi çekemeyen Mekkeli müşrikler, Hz. Peygâmbere nazar etmesini teklif etmişler, o da bu teklifi kabul etmişti. Allahu Teâlâ da bu ayetleri (el Kalem, 51, 52) ile Resulünü korumuştu (Alûsî, Rûhul-Meânî, 29/38).
Peygamberimiz(sav) buyurdu k
HADİS: ‘’Nazar gerçektir. Vardır.(Buhari- tıp-36, Müslim –selam-41)
HADİS: Esma bint Umeys (r.a)'den rivayet edildiğine göre kendisi: "Ya Resulullah! Cafer'in oğullarına cidden nazar değiyor, ben onlar için şifa dileğiyle okutturayım mı?" demiş. Resulu Ekrem (s.a.s) de: "Evet, lakin kader ile yarışan bir şey olsaydı nazar değme işi onu geçerdi" buyurmuştur (İbn Mace, Tıb, 33; Muvatta, Ayn, 3).
HADİS: “Göz değmesi haktır. Deveyi kazana, insanı da kabre girdirir.”( Keşfü’l-Hafâ, 2: 76 (Ebû Naim’den naklen).
Böylece, nazara uğrayan deve nasıl ki ölüp, eti tencereye konuyorsa, aynı şekilde nazar edilen kişi de hayatından olup mezara girebilmektedir. Hadis-i şeriften nazarın tesirinin yalnız insana bağlı kalmadığı, bütün canlılara, hatta insanı dikkatini çeken her türlü şeye de zarar verebildiği anlaşılmaktadır
Yusuf suresinin altmış yedinci ayetinde Hz. Yakub (a.s)'m oğullarına şöyle dediği anlatılmaktadır:
AYET: ( Yusuf -67). ‘’ Ey oğullarım! Bir kapıdan (Mısır'a) girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama ben Allahdan hiçbir şeyi sizin için savamam. Çünkü hüküm Allah'dan başkasının değildir. Onun için ben yalnız O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler yalnız O'na tevekkül etsinler"
Bu ayeti tefsir eden Elmalılı Hamdi Yazır Bu ayetin nuzul sebebi Hz Yakubun oğullarını nazardan korunması içindir demiştir.(Elmalılı 4. cilt- 288. sayfa)
Değerli okurlarım bu ayet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi Nazar vardır ve gerçektir. Nazarı inkar eden küfre girer.
Gözde x ve y ışınları olduğu ilim adamlarınca ispatlanmıştır.
Gözü y ışınları yayan insanlarda manyetik bir etki vardır. Bu gibi insanlar karşısındakini mıknatıs gibi çeker. Onu şok eder. Kişiyi tesir altında bırakır kendisine bağlar. Adeta büyüler Bir bakışla mest eder. Bir bakışta kendine bağlar. Bir bakışla kendine köle yapar. Böyle insanlar toplumumuzda mevcuttur. İşte bunun sebebi y ışınıdır.
Bazı insanların gözleri ise x ışını yayar ki bu çok daha tehlikelidir. Bu kişiler baktığı her şeyi şimşek ve yıldırım çarpması etkisi yapar ve mahveder , yok eder. İşte nazar eden gözler bu gözlerdir.X ışınları genellikle kıskanç olan insanların gözünde mevcuttur. Kıskanç insanların şerrinden Allaha sığınılmalıdır. (bakınız. İslamda haset)
NAZARDAN NASIL KORUNULUR?
1) BİRİNCİ TEDBİR: Sabah ve akşam koruyucu dua, ve zikirlere devam edilmelidir.
Onları okuyan kimseyi Allah (c.c.) nazardan muhafaza buyurur. Okunacak sure ve dualar çoktur.
Bazıları şunlardır: Fatiha Suresi, Ayetü'l-Kürsî, Felâk Suresi, Nâs Suresi,
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in okuduğu muhtelif dualar. Nazara karşı şu duayı okumalıdır:
HADİS: "Yarattığı şeylerin şerrinden Allah (c. c.)' in tam olan kelimelerine sığınırım." (Ebu Davûd, Tıp, 19; Dârimî, İsti'zan, 48; Muvatta, İsti'zan, 34; Ahmed b. Hanbel, 4/430)
Yine şu duayı okumalıdır:
HADİS: "Bütün şeytanlardan, zararlı hayvanlardan, Kem gözlerden Allah (c.c.)'ın tam olan kelimelerine sığınırım.
Hiçbir iyinin ve kötünün yapamadığı ve Allah (c. c.) 'in yaratıp vücuda getirdiği bütün şerlerin şerrinden,
Gökten inenlerin ve göğe çıkanların şerrinden,
Yerde bitenlerin ve yerden çıkanların şerrinden,
Gecenin ve gündüzün fitnelerinin şerrinden,
İyilik için kapı çalan hariç, gece ve gündüz her kapı çalanın şerrinden Allah (c. c.) 'ın tam olan kelimelerine sığınırım.
Ey Rahman (olan Allah'ım)" (Buharî, Kitabü'l-Enbiya, 10; Müslim, Kitabu'z-Zikr, 54, 55)
Yine şu ayeti okumalıdır:
AYET: (Kalem-51,52.)"Doğrusu inkâr edenler, Kur'an'ı duydukları vakit (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni yere sereceklerdi!
Hâlâ da (senin için) mutlaka o, delidir! Diyorlar.
Halbuki Kur'an, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir."
İnsanların ahvâline bakan kimse, nazar konusunda onlarda bir umursamazlık olduğunu görür. Oysa ki, bilhassa bebeklerin ve küçük çocukların şeriata uygun dualarla nazardan korunmaları gerekir.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)'ı şu dua ile koruyordu:
HADİS:"Sizi, bütün şeytanlardan, Zararlı hayvanlardan, Kem gözlerden, Allah (c.c.)'ın tam olan kelimelerine sığındırırım." (Buharî, Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, torunları olan Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)'a hitaben yine şöyle derdi:
HADİS: "Şüphesiz ki, sizin atanız (İbrahim Aleyhisselâm) İsmail'i ve İshak'ı onlarla koruyordu." (Buharî, İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
2) İKİNCİ TEDBİR: Nazar değmesinden korunma yollarından biri de, korktuğu ve şüphelendiği kişilerin yanında güzelliklerini teşhir etmemelidir.
Hafız el-Bağavî "Şerhü's-Sünne" eserinde anlattığına göre, HADİS:Hz. Osman b. Affan (r.a.) çok güzel bir çocuk görmüştü.
Bunun üzerine, onu nazardan korumak için çocuğun velisine şöyle dedi: "Bu çocuğun çenesine siyah boya sürerek onun güzelliğini kamufle ediniz."
3) ÜÇÜNCÜ TEDBİR: Göz değmesinden korunma yollarından biri de, görüp beğendiği bir şey hakkında, gören kişinin bereketle dua etmesidir. Bir kimse, kendi gözünün başkasına zarar vermesinden korkarsa, ona baktığı zaman şöyle demelidir:
HADİS:"Allah (c.c.) onu sana mübarek etsin." (Benzer ifade ile Bkz. Ebu Davud. Nikâh, 36; Tirmizî, Nikâh, 7; İbn-i Mâce, Ezan, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/281.)
Veya şöyle demelidir:
HADİS:"Ya Rabbi! Ona mübarek eyle." (Benzer ifade ile Bkz. Müslim, Zühd, 74; Ebu Davud, Vitir, 31; Nesaî, Zekât, 12; İbn-i Mâce, Zühd, 8; Ahmed b. Hanbel, müsned, 3/108, 188, 5/77.)
HADİS:Yahut şöyle demelidir: "Mâşâallah (Allah ne güzel yapmış) Allah'tan başka kuvvet (sahibi) yoktur." (Ebu Davud, Edeb, 101.)
Ya da buna benzer dualar etmelidir. O zaman Allah (c.c.)'ın izni ile zarar defolur gider.
Kendi nefsinden, başkasına nazar değmiş olmasından şüphelenen ve endişe duyan kimsenin yapması gereken şey, Allah (c.c.)'dan korkması ve göz değmesine sebep olabilecek şeylerden sakınmasıdır. Bunun için Allah (c.c.)'ı çokça zikretmeye devam etmelidir. İnsanlardan hoşa giden bir şey gördüğü zaman Allah (c.c.)'dan, onu mübarek kılmasını dilemelidir.
Yüce Allah (c.c.)'ın, insanlara vermiş olduğu nimetlere kesin olarak hased etmemelidir. Çünkü, eğer onlara hased ederse, sanki Rabbine karşı itirazda bulunmuş gibi olur.
NAZAR DEĞMESİNDEN SONRA YAPILACAKLAR
Yukarıda, nazar değmemesi için alınacak tedbirler ve korunma çareleri açıklanmıştı. Nazar değdikten sonra da şeriata uygun çareler vardır. Kur'an-ı Kerim'de ve Hadis-i şeriflerde bu hususa işaret eden deliller bulunmaktadır.
Yine şu sure ve ayetler dua maksadıyla okunmalıdır.
a) Fatiha Suresi,
b) Ayetü'l-Kürsî,
c) Felâk Suresi,
d) Nâs Suresi,
e) Ayrıca Cebrail Aleyhisselâm'ın, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'e okuduğu ve öğrettiği şu dua okunmalıdır:
HADİS:"Allah (c. c.) 'in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim). Sana eziyet veren her şeyin şerrinden, Her nefsin yahut hased edenin kem gözünün şerrinden Allah (c.c.) sana şifa versin. Allah (c.c.)'in ismi ile sana rukye ederim" (Buharî, Kitabu't-Tıb, 38; Müslim, Kitabu's-Selam, 40; Ebu Davud, Kitabu't-Tıb. 19; Tirmizî, Kitabu'l-Cenâiz, 4; İbn-i Mâce. Kitabu't-Tıb, 36. 37; Ahmed b. Hanbel, Müsned. 6/332.)
Yine Resûlüllah (s. a.v.) Efendimiz' in bir hastalığı olduğu zaman Cebrail Aleyhisselâm gelir ve şu duayı okurdu: HADİS:"Allah (c.c.) 'in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim). Allah (c.c.) bütün hastalıklardan sana şifa versin. Hased ettiği zaman hased edenin şerrinden ve bütün kem gözlülerin şerrinden (seni korusun.)" (Müslim, Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet .etmiştir.)
Bazı İslâm büyüklerinden nakledilmiştir ki; gözden sakınmanın şartı, iyilikleri, güzellikleri, zîynetleri gizlemektir. Bir kimsenin kendisini, ailesini veya çocuğunu süsleyip elâleme teşhir etmesi uygun değildir.
Allâme İbnu'l-Kayyım diyor ki: "Kim bu duaları okuyup tecrübe ederse, faydasının derecesini ve ona ne kadar çok ihtiyaç bulunduğunu anlar. Bu dualar, nazar edenin tesirine mâni olur. Onu okuyan kimsenin imanının kuvvet derecesine göre nazarın etkisini giderir. Çünkü bu dualar silahdır. Silah ise, kullanana göre etkili olur."
Abdullah es-Sâcî (r.a.)'ın anlattığına göre, kendisinin çok güzel bir devesi vardı.
Birgün devesine binerek yol arkadaşları ile beraber sefere çıktı. Yolculardan biri vardı ki, gözü değerdi. Bu durumu bilenler Abdullah'ı uyardılar. Devesini o adamın gözünden sakınmasını söylediler. Abdullah o adamın, devesine bir zarar veremeyeceğini söyleyip pek aldırmadı. Abdullah'ın sözlerini ve davranışını da o adama anlattılar. Adam, kendisini ispat etmek için Abdullah'ı kollamaya başladı. Bir mola sırasında Abdullah oradan ayrılınca, adam hemen gelerek deveye nazar etti. Biraz sonra deve hastalanıp yere düştü. O sırada Abdullah da çıkageldi. Deveyi o vaziyette görünce neler olduğunu sordu.
Dediler ki: "Sen gidince hemen o adam gelip deveye nazar etti.
Hayvana bakınca o da bu hâle geldi."
Bunun üzerine Abdullah: "O adamı bana gösterin" dedi.
Onlar da gösterdiler. Abdullah, adamın yanına varıp karşısında durdu.
Sonra şu duayı okudu:
"Allah (c.c.)'ın ismiyle hapsedenin hapsinden, Kuru taşın (şerrinden), Yakıcı kıvılcımın (şerrinden Allah 'c.c.)'a sığınırım).
Nazar edenin göz değmesi, kendi aleyhine dönsün ve en sevdiği kişinin üzerine dönsün.
Gözünü çevirip de (sema' ya) bak! Bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözünü iki kez çevir de yine bak. Göz hor, Hakir, Bitkin ve ümidini kesmiş olarak tekrar sana döner." (Bu duanın son kısmı, Mülk Suresi'nin 3. ce 4. ayetleridir. Bkz. Mülk, 67/3-4..)
Abdullah es-Sâcî bu duayı okuyunca göz değmesi kalktı. Allah (c.c.)'ın izni ile devesi iyileşti
Kıymetli müminler nazardan korunmak için nazar boncuğu v.b şeyler taşımak bidattır. Nazardan koruyan eşya değil Allah(cc) dır. Bu akıldan çıkarılmamalıdır. Allah(cc) cümlemizi nazardan. Hasetten,kıskançlıktan, ve her türlü desise ve fitneden muhafaza etsin inşallah

19 Ekim 2012 Cuma

DEDİKODU EN BÜYÜK GÜNAHTIR


DEDİKODU EN BÜYÜK GÜNAHTIR
Sayın okurlarım. Biz müslümanların en fazla işlediği günah ; Üstelik günah olarak görmediğimiz. En büyük günah dedikodu. O kadar büyük bir günah ki , Kuran-ı Kerimde Allahın hiç bir günah için kullanmadığı , dahası Kuran-ı kerimin tamamı olan 6666 ayetin 6665 ayetinin hiçbirinde olmayan bir uslupla ve aşağılama ile yasaklanan bir günah.Korkunç bir günah ve en önemlisi kul hakkı ve dahada önemlisi Hacısının,hocasının,ihtiyarın,gencin,çocuğun,büyüğün,kadının,erkeğin,herkesin istisnasız hepimizin her yerde ve her zaman işlediği ve en çok işlediği bir günah.Müslümanların en fazla ve işlediği günah nedir? diye soran olursa cevabı kesinlikle şeksiz ve şüphesiz. dedikodudur. Müslümanların sorumlu oldukları yedikleri en büyük kul hakkı hangisidir? diye sorulacak olursa kesinlikle dedikodudur. Müslümanların günah olarak görmediği günah hangisidir? diye sorarsanız kesinlikle dedikodudur.Hocam biraz abartmıyormusun? diyebilirsiniz, abartıp abartmadığımı yasacağım ayette anlayacaksınız. İşte korkunç ayet.(Huccurat.12)”Ey iman edenler.Zandan kaçının zira zannın çoğu haramdır.Birbirlerinizin kusurlarını araştırmayınız. Birbirinizi başkasının  arkasından çekiştirmeyin .Kim ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır.Tiksindiniz öyle değilmi?..” Aman Allahım bu ne büyük uyarı (vela yeğtab bağzukum bağza eyuhibbu ehedukum eyyekule lehme ehihih)Birbirinizi arkadan çekiştirmeyin bunu yapmak arkasından dedikodusunu yaptığın kişinin ölüsünün etini yemektir.Yani ha adam öldü gittin adamın ölüsünün etini çiğ çiğ ısırdun yedin hada arkasundan konuştun aynı şety diyor Allah(cc) ve ekliyor bu size çok çirkin geldi tiksindiniz öyle değilmi.? o halde dedikodu yapmaktan da öyle tiskinin.Bu çok çirkin çok korkunç günahtan vazgeçin .İnsan eti yiyen yamyam olmayın diyor biz insanlara bu günahın çirkinliğini daha nasıl anlatılır. Sayın okurlarım kanınız dondu. Şaşırdınız öyle değilmi? Ama siz şimdi şöyle söylüyorsunuz. Ki çoğumuz böyle söylüyor iyi ama ben yalan konuşmuyorum ki onun yaptıklarını söylüyorum. Evet onun duyduğu zaman hoşuna gitmyecek şeyi arkasından söylemendir dedikodu. Zaten eğer söylediğin o kişide yoksa o zaman iftira atmış olursun.Ki ikinci bir günah işlemiş olursun.Evet sayın okurlarım artık ayrıntılara girelim.
GIYBET:Bir kimsenin arkasında(gıyabında) hoşalanmayacağı bir söz söylemek,arkadan çekiştirmek, Başaka bir ifade ile kendimize söylenmesini istemediğimzi duyduğumuzda üzüleceğimiz,rahatsız olacağımız bir şeyi başkalarının arkasından söylemektir.Gıybet sadece söz ile olmaz.orada olmayan kişinin bedeni ,soyu,sülalesi,nesebi,ahlakı,işi,dini,dünyası,elbisesi,evi,bineği,v.b şahsa ait herhangi birşey dedikodu konusu olabilir.mesela gözün şaşılığı,saçların döküklüğü,uzun veya kısa boyluluk,siyah veya sarı renkte olmak,topal veya herhangi bir sakatlığı olmak,saf, iyiniyetli olmak,sert, veya ciddi olmak,çüpçü veya amele olmak,köylü olmak,bilgisiz olmak,cahil olmak,anlayışsız olmak,güzel yürümemek,yemeğine veya elbisesini kınamak gibi . kısacası duyduğu zaman kişinin üzüleceği herşey dedikodur. Peygamberimiz(sav) böyle tarif etmiştir.
HADİS’:'Gıybet kardeşini hoşuna gitmeyecek şekilde anmandır.(tirmizi.birr.23)Sayın okurlarım gıybet sedece dil ile olmaz. kaş göz işareti ile ima veyazı ile hareketle yapılan şeyde gıybettir.Peki ama neden Cenabı hak hiçbir günah için bu kadar ağı rifadeler kullnmıyorda mesela adam öldürne,zina,kumar,içki hangi günahı aklınıza getirirseniz getirin . hiçbir günahı gıybet kadar şiddetle kınamamıştır. nedeni nedir? Elbette bunun bir nedeni vardır. Evet bunun nedeni günahların tamamından daha büyük günahtırda ondan . Ama nasıl olur demeyin . Bir düşünün dostlukların bozulması,akrabaların birbirine düşman olması,arkadaşlıkların düşmanlığa dönmesi,karı kocanın boşanması,ailede huzursuzluk olması,kin ,nefret,düşmanlık,ve hertürlü kötülüğün sebebi gıybettir.Dahası devletlerin birbiriyle savaşmasıda bundandır. Demekki bütün kötülüklrin anası gıymetmiş. evladı ana babaya ana babayı evlada,akrabayı akrabaya,arkadaşı arkadaşa,kadını erkeğe erkeği kadına düşman eden şey gıybettir.Toplumların huzurunu bozan insanların psikolojisini bozan hastanelere düşüren,ağlatan ,üzen,insanları birbirine vurduran kimini mezara kimini hapse koyan çocukları yetim, kadınları dul bırakan gıybettir.Gıybet olan toplumda ne huzur kalır ne birlik beraberlik kalır.
SÜNNET VE VACİP OLAN GIYBET
Sayın okurlarım arkadan konuşmanın yani gıybet yapmanın (farz,vacib,sünnet,müstehap,mübah,haram,caiz ve şirk) olduğu yerler vardır. Şimdi bunları görelim.
1-SÜNNET OLAN GIYBET: Facir olan,fasık olan, günahlarını açığa vurmaktan çekinmeyen, alenen günah işleyen,günahlarını gizlemeyen ve böyle tanınmaktan rahatsız olmayan, hatta bununla öğünen kişilerin şerlerinden müsl…ümanların zarar görmesini engellemek için onların gıybetini yapmak caizdir. Hatta sünnettir. Nitekim Peygamberimiz(sav) şöyle buyurur.
HADİS”:Faciri konuşmaktan korkmayınız.onun bütün hallerini ortaya çıkarıp açıklayınki herkes tarafından tanınsın. Onun yaptıklarından konuşunuzki insanlar ondan sakınsınlar.” Görüldüğü gibi böyle insanların gıybetinin yapılmasını peygamberimiz(sav) bize emrediyor. Dinimiz günahlarını gizli işleyenlerin kusurlarını ve günahlarını açığa çıkarmayı kesinlikle yasaklamıştır. işte günah olan haram olan gıybet budur. çünkü gizli günah işleyen kişi günahı duyulursa o kişi mahçup olur.Rahatsız olur. Acı duyar. Kaldıki gizli işlediği günahı nasıl olsa herkes duydu diye bu günahı açıktan işleye başlaması ve günahını çoğaltması ve başkalarına kötü örnek olması tehlikesi vardır. Halbuki açıktan günah işleyen kişinin başkalarına zarar vermesini önlemek ves akındırmak içindir. sakındırma iki türlü olur.1-Eğer arkadaşınız,dostunuz,akrabanız, o facir ve fasıktan habersiz ise ve onu iyi bir insan olarak tanıyorsa ;Arkadaşınızı,dostunuzu,akrabanızı uyararak tehlikeye atılmasını önlemiş olursunuz.2-Eğer Arkadaşınız,dostunuz,akrabanız, O kişinin facie ve fasık olduğunu bile bile onunla arkadaşlaık yapıyorsa , yaptığının yanlış olduğunu,ondan kendisine zarar geleceğinin,Kötü insanlarla arkadaş olanın toplum nazarında değerinin düşeceğini,kendisininde aynı o kişi gibi algılanacağını,ve aynı kefeye koyulacağını , ve en önemlisi kendisininde aynı günahları işlemeye başlayacağını söylemiş olursunuz. görüldüğü gibi facirlerin, fasıkların dedikodusunu yapmak dine katkı yapmaktır. Çünkü günahların çoğalması engellenmektedir.Günümüzde şunu görmekteyiz. Adam alenen toplumda günah işliyor. mesela içki içiyor,kumar oynuyor,faiz yiyor üstelik bunları yapmaktanda hiçbir rahatsızlık duymadığı gibi bununlada öğünüyor. Sonra onun arkasından içki içiyor,kumar oynuyor dediğiniz zaman sen benim dedikodumu yaptın. Günahımı aldın diyor. Yok öyle 3 kuruşa beş köfte senin günahlarını yüklenirdim bunu alenen değil gizlice yapsaydın . sapla samanı karıştırmayalım lütfen. Netice sayın okuyucularım böylelerinin gıybetini yapnak değil günah olmak sünnettir yani peygamberimizin emridir.merak edenler veya inanmayanlar. Riyazü ssalihin(900-1000) bakabilirler.(buhari ve müslimin en sahih hadislerinin toplandığı hadis kitabıdır.)Bakabilirler.
2-VACİP OLAN GIYBET: Gıybet etmek müslümanların,insanların,toplumun,malını,ırzını,canını, namusunu korumasını sağlayacaksa bu gıybeti yapmak müzlümanın üzerine vaciptir.Mesela hovardılığı ile bilinen kadınlara düşkün ,birisinin dostuna yada arkadaşına yada akrabanın evine sık sık girip çıkması halinde o kişileri uyarmak ve o kişinin kadın düşkünü olduğunu söylemek gıybetini yapmak vaciptir. Çünkü arkadaşınızın ,dostunuzun,akrabanızın namusunu ırzını korumak sizin üzerinize borçtur. veya hırsızlığı ile tanınan birinin dostunuzun evinin veya dükkanın yakınlarında olduğunda o kişinin hırsız olduğunu uyarmak senin üzerine vaciptir. Yanlız burada dikkat edilmesi gereken şey bu kşinin hırsız olduğunu veya hovarda olduğunun sizin tarafınızdan kesin bir bilgiye dayanmış olması lazımdır. yoksa yapılan dedikodulardan yola çıkarak kimseyi hırsızlıkla veya hovardalıkla suçlmamız mümkün değildir o azaman iftira atmış oluruz. bir başka dikkat edilmesi gereken hususta arkadaşınıza zarar vermesinden emin olmanızdır. Ona zarar vermeyeceğini bile bile gıybetini yapmak elbette haram olur.
MÜSTEHAP OLAN GIYBET:
Sayın okurlarım Arkadaşınızı öldürmye niyeti olduğunu bildiğiniz bir kişinin gıybetini yapmak yani arkadaşınızı uyarmak sizin üzerinize vaciptir.Dedikodu olmasın diye arkadaşınızı uyarmamak olurmu?HADİS:Kays kızı fadime demiştirki Resulullah(sav) geldim. Ebu Cehm ve Ebu Süfyanın oğlu Muaviye bana evlenme teklif ettiler.Bu ikiki hakkında ne buyurursunuz dedim. Resulullah(sav) Muaviye malı bulunmayan bir fakirdir. Ebu cehme gelincew Çomağı omuzundan indirmez. karısını çok döver buyurdu. ”(buhari-müslim9 Görüldüğü gibi peygamberimiz bu kadının istkbalini,geleceğini ,namus ve ırzını korumak için bir diyemem gıybet yapamam dememiştir.Damat adaylarının huylarını vr niteliklerini açıkca bu kadına söylemiştir.İşte müslümanların ırzını,canını,malını korumak maksadıyla yapılan gıybat caiz hatta vaciptir.
3-MÜSTEHAP OLAN GIYBET:Gıybet eden kişiyi gıybet edilenin şerrinden ,zulmunden,zararından,kurtaracaksa, bu kişinin gıybetini yapmak müstehaptır.Çünkü o zalimin zulmunden kurtulup hem kendisi rahat etmiş hemde başkalarının zulme uğramasını engellemektedir. Mesela evladı ana babasına, memuru amire,işciyi patrona, yani zulmeden kişiyi bu zulmunden vazgeçirecek kişiye gıybet edilmesi günah olmaz. Çünkü amaç hem şikayet edileni yaptığı o zulumdan kurtarmak ki bu ona iyiyliktir. hem babayı,anayı,patronu,amiri uyarmak ki hiçbir baba çocuğunun,hiçbir patron işçisinin,hiçbir amir memurunun kötü olması istemez ve bundan da son derece zarar görür ve rahatsız olur , Dolayısıyla bu kişileri de haberdar ederek zarar etmelerini engelleme çabası vardır. Hemde zararlı olan çocuk,memur,işci ve zararlının başkalarına zarar vermesini önleme çabası vardır. Tabi her zaman olduğu gibi burdada niyet önemlidir.Kızkançlıktan veya bir çıkar dolayısıyla çocuğu babaya ,memuru amire,işciyi patrona şikayet etmek en büyük günahtır çünkü bu kişiler şikayet edilene direkt zarar verme cezalandırma yetkileri olan kişidir. Haksız yere yapılan şikayet en büyük günahtır. dikkat edeilmesi gereken bir hususta şiklayet edilen babanın,patronun veya amirin şikayet edilen kişiye sözünün geçmesi olmalıdır. Yoksa babasının sözünü dinlemeyeceğini bildiğiniz ,çocuğu şikayet,amirinin sözünü dimlemeyeceğini bildiğiniz memuru şikayet caiz  olmaz haram olur. çünkü sizin amacınız kötülüğü önleme değil o kişiyi babasının,amirinin,patronunun gözünden küçük düşürmektir. ve bu elbette haramdır.
HADİS:Ebu süfyanın karısı hind. peygamberimize gelerek Ebu süfyan son derece cimri bir adamdır.O kendisinin haberi yokken aldığımdan başka bana ve oğluma yetecek birşey vermiyor.Diye şikayet etti. Peygamberimiz(sav) kadına sana ve oğluna yetecek kadar alabilirsin buyurdu.” Görüldüğü gibi Peygamberimiz(sav) kadına neden kocanın gıybetini yapıyorsun demiyor. Aksine sorununa çare buluyor. Haklı olanın ,haksızlığa uğrayan hakkını almak için gıybet edebilir.
HADİS:” Haklı olan için hakkını aramak vardı.
HARAM VE ŞİRK OLAN GIYBET
4- HARAM OLAN GIYBET: Kıskançlık,kibir,düşmanlık,menfaat,alay,şaka,veya herhangi bir sebeple niyeti orda bununmayan şahsın ırzına,malına,canına,sülalesine,maddi ve manevi varlıklarına,dil uzatarak onun haysiyet ve şerefiyle oynamak, onu toplum nazarında küçük düşürmek,ona herhangi bir şekilde zarar vermek. kastıyla,ve niyetiyle,gıybet etmek haramdır.İşte Cenmabı hakkın huccurat suresi .12.ayette yasakladığı gıybet budur. Sürekli belirttiğimiz gibi Allahın haranm kılması kullarını Dünya ve Ahirette korumak içindir.Yoksa bütün insanlar sürekli gıybet etseler. Ancak kendilerine ve birbirlerine zarar verirler.
5-ŞİRKE GÖTÜREN GIYBET: Sayın okurlarım baştan beri saydığımız ve sayacığımız. haram olmayan gıybete haram demek ,veya haram olan gıybete haram değil demek, Haşa Kendini Allahın yerine koymak yani haram kılmadığını haram , haram kıldığınıda helal kılmak olurki Allah korusun insanı küfre, şirke götürür. daha önece açıkladığımız gibi yaptığı gıybete bu gıybet değil olanı söylüyorum demek gibi.
6-FARZ OLAN GIYBET:ayeti kerimelerde buyrulduğu gibi mesela şu ayet (tevbe.71) ”Mümin erkeklerde ,mümin kadınlarda ,birbirlerinin velileridir.Onlar iyiliği emreder. kötülüklerden alıkoyarlar.”ve hadisi şeriflerde 
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurduki .Bir kötülük gördüğünüzde ona elinizle mani olun , Eğer elinizle mani olamıyorsanız, dilinizle mani olun, dilinizlede mani olamıyorsanız. Bunada gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğzedin.(buhari-müslim) İşte bu emirlerden dolayı müslüman olmayan bir kişinin müslüman olmadığını onu müslüman yapma ihtimali bulunan kişilere onun gıybetini yapmak farzdır. Çünkü o kişinin müsüman olmasına vesile olmak gibi son derece sevap bir ihtimal vardır. Ama herzaman söylediğimiz gibi hüsnü niyet şarttır. Niyetin halis olması gerekir. Maksat o kişiyi müslüman yapmak olmalıdır.
7-MÜBAH OLAN GIYBET: Bazen öyle olurki gıybeti yapılan kişinin gıybeti yapılmakla kalmayıp iftira atılır. Aslında dedikoduyu dinleyen kişi de onu savunmayıp susan kişide gıybete ortaktır. Bu nedenle ya gıybeti yapılan kişiyi savunmak yada oradan uzaklaşmak gerekir. Ancak oradan uzaklaşamadınız, sussanız gıybete ortak olacaksınız. onu savunsanız yalancı olacaksınız. O taktirde ona atılan iftirayı önlemek için doğrusunu söylemeniz mübah olur. mesela gece gündüz içer hiç ayık gezmez deniyorsa bu kişide böyle biri değil arasıra içen biriyse yapmayın o kadarda değil arasıra içer demelidir.
8- CAİZ OLAN GIYBET: Aslında bu madde öteki maddelerin tamamını içerir.Genel olarak tekrar edersek Yanınızda olmayan kişiye maddi ve manevi herhangi bir zarar verme kastı olmaksızın,iyi niyetle ,onun yararına veya veya onun duyduğu zaman üzülmeyeceği,gücenmeyeceği,alınmayacağı,kızmayacağı,sözleri DEDİKODU(GIYBET) ÇOK TATLIDIR
Sayın okurlarım baştanda söylediğim gibi gıybet en çok işlenen fakat içeriği en az bilinen günahtır. Her konuda olduğu gibi bu konudada önemli olan niyettir. Bu konuda da her konuda olduğu gibi tefrit ve ifrattan kaçınmalıdır. Yani bütün dedikoduları haram sayıp hiç konuşmamak hiçbir toplumda bulunmamakta yanlıştır. Her türlü iftira ve dedikoduyu severek dinlemek ve anlatmak da yanlıştır. Bütün haramlarda olduğu gibi gıybettede şeytanın ve nefsin verdiği dayanılmaz bir cazibe ve tat vardır. Kendinizi bir sınayın isterseniz. bir tarafta haram gıybet yapılan bir topluluk , öbür yandada gıybet yapılmayan bir topluluk olsun. Gıybet yapılmayan mesela dini sohbet ,dua,zikir,kuran, vaaz olan toplulukta kaç dakika isteyerek ve severek duracaksınız. Haram gıybetin işlendiği toplulukta kaç dakika severek ve isteyerek duracaksınız. Veya dedikodu proğramlarınımı seviyorsunuz. yoksa dedikodu yapılmayan faydalı proğramlarımı izliyorsunuz. Nefsinizi sınayın göreceksinizki gıybet yapılan proğramlardan asla usanmayacak büyük bir zevk ve heyecanla izleyecek hatta saatlece sürse bile bittiğine üzülecek ,Ama öbür taraftan haram olmayan sohbet ve proğramlar sizi sıkacaktır. Çünkü haramı nefis ve şeytan tatlandırmaktadır. Bir arkadaşınızla gıybet etmeden oturun en fazla 15-20 dakiaka oturursunuz. Sonra sıkılırsınız. halbuki aynı arkadaşınızla gıybet yapın onu bunu çekiştirin saatlece oturmaktan bıkmazsınız. Eskiye göre bugün gıybet hem çeşitlenmiş hemde fazlalaşmıştır. Eskiden herkes bağda bahçede çalışır yorulur gıybet yapmaya fırsatı olmazdı. Şimdi öylemi iş yok güç yok aç telefonu saatlerce gıybet yap, aç bilgisayarı saatlerce gıybet yap, Aç televizyonu saatlece gıybet dinle , aç gazateleri saatlerce gıybet oku adeta dedikodu cenneti oldu her taraf. Hiç kimsenin ne sırrı kaldı ne mahremi kaldı herşey ortaya döküldü.Eskiden bir iki kişi dedikoduyu duyar sadece o bir iki kişinin günahını yüklenirdik şimdi ise milyonlarca inasan milyonlarca gıybet kim kiminle nasıl helalleşecek .Korkunç bir durum var.Durmadan sürekli birbirimizin ölüsünün etini yiyoruz hemde büyük bir zevkle ve iştahla. Sayın okurlarım gıybet en büyük kul hakkıdır. Kıyamet günü müflis duruma düşmemek için aman dikkat edelim. Amel defterimizi elimize aldığımızda bize ait olmayan günahlarla karşılaşıp başkaları yüzünden cehennemi boylamıyalım. Aklımızca gıybetini yaptığımız kişiye zarar vereceğiz. onu küçük düşüreceğiz. Onu zor durumda bırakacağız derken ona en büyük iyiliği yaptığımızın ve kendimize en büyük kötülüğü yaptığımızın farkına varalım. Onun günahlarını sırtlandığımızı ve sevaplarımızı ona verdiğimizi unutmayalım. Kendimizi sürekli karşımızdakinin yerine koyalım yani empati yapalım. Ve başkalarının değil kendi hatalarımızı araştıralım. Haram dedikodunun yapıldığı yerde oturmayalım hemen uzaklaşalım ama uzaklaşma imkanımız yoksa mani olmaya çalışalım . Bize ne? boşver bizi ne ilgilendirir. biz ondan iyimiyiz sanki bizimde şu hatalarımız var gibi sözlerle o kişiyi savunalım. Eğer o kişinin söylediği söz ise konu yani laf taşıma varsa mesela falanca ,falanca için şöyle dedi . diyerek iki müslümanın arasının açılması ise söz konusu olan o zaman yalan söyleyelim ve o kişinin bu sözü söyelemediğini iddia edelim çünkü yalan 3 yerde caizdir.
1- Karı kocayı barıştırmak için
2- dargınları barıştırmak için.
3- din ve vatan müdafaası söz konusu olduğunda ilerde inceliyecez.
İNSANI GIYBET YAPMAYA SEVKEDEN ŞEYLER:
1-Hiddet, kızmak, başkasına kızan bir insan ona olan hırsından dolayı sürekli onu kötüler.
2- Arkadaşlarının teşvik etmesi:
3-Kendisi hakkında dedikodu yaplacağını zannedip, ondan önce davranıp kendini savunmak.
4-Kendisine atılan bir suçu başkasına yüklemek için yapılan gıybet.
5-Kendisinin bilgili ötekinin cahil olduğunu ortaya çıkarmak için yapılan gıybet.
6-Kıskançlık sebebiyle yapılan gıybet.
7-Şaka etmek, gülmek ,eğlenmek için yapılan gıybet.
8-Kibirinden dolayı ötekini küçük düşürmek için yapılan gıybet.
9-Dini kullanarak yapılan gıybet.
10-Acıyarak yapılan gıybet.
11-Allah için kızdığını söyleyerek yapılan gıybet.
Sayın okurlarım gıybetin caiz olduğu yani arkadan konuşmanın günah olmadığı sözler vardır. Her kunuda olduğu gibi bu konudada niyet önemlidir. Eğer amacınız başkasını kötülemek değil,aksine öğmekse bu günah olmaz. Mesela kısa boylular ve keller genelde zeki olur. Ahmette kısa boylu zeki,Mehmet kel zeki demek günah olmaz. çünkü burada amaç Ahmedi, Mehmedi kötülemek değil övmektir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Veya birisinden bahsederken o kimsenin ismi aklınıza gelmiyorsa veya onun Ahmet ama hangi Ahmet olduğu konusunda tarif gerekiyorsa mesela topal Ahmet,veya kör Ammet gibi niyetiniz o kişinin kusurunu söylemek değil de o kişiyi tanıtmak ise o takdirde günah olmaz. Veya bazı insanlar kendilerinin kusurlarıyla anılmasından rahatsızlık duymazlar. Kızmayacğını kesin olarak bildiğiniz bir kişiden bahsederken kusurlarıyla söylemekte bir beis yoktur. Eğer arkasından söylediğiniz sözü ,duyduğunda rahatsız olmayacağından kesinlikle emin iseniz. O kişinin arkasından o sözü söylemek günah olmaz. Bir arkadaşınızın yüzüne karşı söylediğiniz şeyi arkasından konuşmanız günah değildir.Ancak yüzüne karşı söylerken yanlızmıydınız, yoksa yanınızda başkaları varmıydı? Bu önemlidir. İkiniz yanlızken ona söylediğinizden alınmayabilr, ama başkalarının yanında aynı sözü söylememizden rahatsız olabilir. Buna dikkat etmelidir. Mesela bir toplumda topal Ahmet diyebiliyorsanız o kişiye ve o kişide bundan rahatsızlık duymuyorsa onun arkasından da topal Ahmet diyebilirsiniz. Ancak bazı insanlar dedikoduyu yaparken ben bunu onun yüzüne karşıda söylerim diyerek yalan söylüyorlar böylelikle hem dedikodu hemde yalan fiilini işlemiş oluyorlar. Halbuki onun arkasından söylediği sözleri ne söylemiştir nede söyleyebilir. Sadec yaptığı dedikoduya kılıf aramaktadır. Ki büyük günahtır. Bazende dedikodusu yapılan kişiyi savunmak için gıybet etmek gerekebilir. burada niyet savunmak olduğu için günah olmaz. Mesela hep ayyaş gezer denilen bir kişi için yok canım o kadarda değil blki bir iki kez içtiyse ayyaşmı olurmuş demek. Veya Ben onu hiç namazda görmedim camiye uğramaz denilen birinin arkasından yok canım o kadarda değil ben onu bazen cumalarda görüyorum demek günah olmaz. Çünkü burada ine bir nüans vardır. O kişide böyle bir sıfat yoktur dese yalan söylemiş olacak, üstelik  karşısındakinin ikna edememiş ve karşısındakinin o kişinin hakkında daha fazla konuşmasına sebep olacak .Sussa kabullenmiş olacak Aslında en iyisi gıybet yapılan toplumdan derhal uzaklaşmaktır. Ancak uzaklaşmanın mümkün olmadığı zamanlarda böyle davranmalıdır. Eğer bir insan açıktan günah işliyorsa O kişinin gıybetini yapmak günah değildir. Çünkü burada amaç açıktan günah işleyen adamı bu huyundan vazgeçirmektir. Topluma ve insanlığa zarar veren kişilerin gıybetini yapmakta günah değildir. Çünkü amaç bu kişinin zararından insanları korumaktır. Onun zararlı olduğunu bilmeyenleri uyarmaktır.Esasında müslümanın görevi müslüman kardeşinin her türlü kötülüklerden korumak değilmidir.
 GIYBET ZİNADAN DAHA BÜYÜK GÜNAHTIR
Sayın okurlarım bir şahsın hakkında hoşuna gitmeyecek yazı yazmak, televizyon,radyo,gazete,internet,dergi ve gazete gibi ; Topluma yayın yapan basın, yayın yoluyla duyurmak çok daha korkunç bir günahtır.Bugün sabahtan akşama kadar televizyonlarda kadın proğramları yapılmakta bu proğramda dinimizin yasakladığı dedikodu milyonların gözü önünde yapılmaktadır.sadece dedikoduda değil; bunun yanında dinimizin yasakladığı iftira,zan,mahremiyet ve günahların ilanı v.b birçok günah işlenmektedir.Dedikoduyu yapanla onu dinleyenin günahı aynıdır. Gıybeti dinlememi, veya gıybeti yapılan kişi savunulmalı , veya oradan uzaklaşılmalıdır.Bakın peygamberimiz(sav) ne buyuruyor.
HADİS:” Bir kimse ,yanında gıybeti yapılan bir mümini gücü yettiğince savunmazsa; Allah o kimseyi kıyamet gününde insanların içinde rezil eder.(taberani)
HADİS:”Her kim gıyabında mümin kardeşinin kusurlarının söylenmesine mani olur, örterse Kıyamet gününde Allahta onun kusurlarını örter.(ibni ebud dünya) Sayın okurlarım dirilerin gıybetini yapmak günah olduğu gibi, ölülerin gıybetini yapmakta günahtır.
HADİS:”Ölülerinizin güzel hallerini zikredin; Kötülüklerini söylemekten çekinin.” 
HADİS:”Bir kişi Allahın rızasına muvafık olan bir kelimeyi konuşur. O kelime ile Allahın Allahın rızasına kavuşacağını zannetmez. Halbuki o kelime sebebiyle kıyamete kadar, o kimseyi rızsını kazanmaya muvafık kılar. Bir kimsede Allahın gazabını tahrik edecek bir kelime konuşurda o kelimeyle Allahın gzabına uğrayacağını zannetmez. halbuki yüce Allah(cc) o kelime sebebiyle ona gazab eder.(tirmizi)
HADİS:” Miraca çıkarıldığım zaman bakırdan tırnakları bulunan bir kavme rasladım.O tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırnaklıyorlardı.Ey Cebrail bunlar kimlerdir dedim.Bunlar gıybet ederek insanların ölülerinin etlerini yiyen ve onların vakar ve haysiyetine dokunanlardır.dedi.”/Ebu Davut) Sayın okurlarım müslüman kişi yaramaz bir söz işittiği zaman ondan yüz çevirmelidir.işte ayet.(kasas.55)”Bunlar(müminler) yaramaz bir lakırtı işittikleri zaman bundan yüz çevirirler.” (müminun.3)”Öyle müminlerki onlar boş lakırtılardan ve faidesiz şeylerden yüz çeviricidirler.”(isra.36)” Çünkü kulak ,göz,kalp bunların herbiri bundan mesuldur.”
HADİS:Hz Peygamber(sav) namaz kılmak için kalktığında Malik .B.Duhşum nerdedir ?diye sordu. Ashagtan bir şahıs O münafık Allahı ve resulunu sevmeyen bir adamdır. Dedi. Resulu Ekrem ona sus bir daha bunu söyleme Onu Allahın rızasını dileyerek Lailahe illallah Muhammedurresulullah derken görmüyor,duymuyormusun. buyurdu.”
HADİS:Peygamberimiz(sav) buyurduki Ey diliyle iman edip ,imanları kalplerine inmeyen topluluk. Sakın müslümanları çekiştirmeyin.Onların gizli hallerini araştırmayın.Zira kim müslümanların gizli kusurlarını araştırırsa Allahta onun gizli kusurlarını açığa çıkarır. Kiminde Allah(cc( gizli kusurlarını açığa çıkarırsa Allah(CC) onu evinin içinde rezil eder.”(ebu davut,tirmizi) Sayın okurlarım daha önce peygamberimizin(sav) Kul hakkı yiyenler müflistir. Ne kadar ibadet ederlerse etsinler. Eğer yaptıkları kul hakkı ibadetlerinden azsa hakkını yediği kişiler haklarını alınca elinde sevap kalmaz ve başkalarının günahını yüklenerek cehenneme girer. Buyrulmuştur. En büyük kul haklarının başındada gıybet gelir. Gıybetini ettiği kişi hakkını helal etmedikçe Allah(cc) gıybet edeni bağışlamaz. 
HADİS:Gıybet eden kişiler sevaplarının gıybetlerini ettikleri kimseye verileceğinin bilseler ve gıybetlerini yaptıkları kişilerin günahlarınında onların sırtına yükleneceğini bilseler. Pek çok aşlar ve nedamet duyarlar. ve tevbe istiğfar ederler.
HZ ÖMER(ra) Buyurduki ”Allahı zikredin .çünkü Allahı zikir şifadır.Gıybet etmeyin çünkü gıybet derttir.Buyurmuştur. Peygamberimiz(sav Buyurdu.HADİS:” Gıybet zinadan daha büyük bir suçtur. Sahabiler nasıl olur ya Resululllah diye şaşarak sorarlar. Buyurduki Kişi zina edikten sonra günahına tevbe edip te Allaha yönelirse Allah(cc) bu kişinin tevbesini kabul eder. Fakat gıybet eden kimsenin tevbesini kabul edip günahını bağışlamaz.taki gıybetini ettiği kimse kendi hakkını helal edinceye kadar. (ibni Hıbbıl)
HADİS:Peygamberimiz(sav) buyurduki. Kıyamet günü kişiye amel defteri verilipte okuduğunda bakacakki orada Dünyada iken işlemediği bırtakım iyilikler yazılıki ben bunları işlemedim. Allah(cc) ey kulum o iyilikler senin gıybetini yapanların iyilikleridir. Aynı şekilde ilemediği günahların da defterde olduğunu görecek yarabbi ben bu günahları işlemedim diyecek. Allah(cc) O günahlar gıybetini yaptığın kişilerin günahlarındır denilecek(buhari-müslim)
HASAN BASRİ: (ra) Birisinin kendisi hakkında gıybet ettiğini duysa hemen o adama bir adet altın gönderirdi. Ve derdiki söyleyin ona bu para benden aldığı günahların ve bana bağışladığı sevapların karşılığıdır. Derdi. Anlayana sivri sinek saz. Anlamayana davul zurna az. Müslüman kardeşini alaya alan ve gıybetini yapan kişiye azap olduğunu Kuran-ı kerim şu ayettede bildiriyor.(Hümeze.1)”Kardeşini gıybet ve alaya alan kişiye azap vardır.” Müslüman söylenen her söze inanmamalı doğruluğunu araştırmalıdır. Acaba gerçekten bu söz söylenmiştir. Yoksa sözü getiren yanlışmı getirmiştir. Nitekim Kuran-ı kerimde 
AYET:(huccurat.6)”Ey iman edenler. bir fasık gelip size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. ki yanlışlıkla bir cemaata fenalık yaparsınızda yaptığınız işe sonradan pişman olursunuz.” O nedenle birisi size gelip falanca şöyle dedi senin için dedi derse hemen inanmayıp araştırma yapmalıdır. 
HADiS: Bir ramazan günü iftar vaktinde peygamberimiz(sav) Oruç tutan üç kişiyi iftara çağırır. İki kişiye siz oruçlu değilsiniz der. Onlar yemin ederek kesinlikle oruçlarını bozacak birşey yapmadıklarını söylerler. Bunun üzerine peygamberimiz.(sav) Onlara kusun bakalım şu kaba der . O iki kişi kusarlar ki et parçaları dökülür. İki adam yine yeminle et yemediklerini söylerler. Peygamberimiz onlara sizler başkalarının dedikodusunu yaptınız. ve manevi olarak etlerinizi yediniz dolayısıyla tuttuğunuz. oruç manen bozuldu buyurur. Sayın okurlarım gıybetin çeşitlerini genel olarak şöyle sıralayabiliriz.
1-BEDENLE ALAKALI GIYBET: Bir kişinin arkasından onun duyunca hoşlamyacağı bir eksikliğini söylemek. Mesela şaşı,kör,topal,kel,yaralı,sivilceli,kısa,uzun,zenci,sarı,siyah, V.b Ancak bunu söyleyen kişinin niyeti hakaret etmek değilse o kişiyi tarif etmek için başka yol bulamadıysa veya o kişi bunu duyduğunda rahatsız olmayacaksa o zaman gıybet olmaz.
2-SÜLALEYE(SOYA) YAPILAN GIYBET: Kişinin babasını,annesini,kardeşini,veya yakın akrabalarını kötülemek.
3-AHLAKLA İLGİLİ GIYBET: Huyu kötü,havalı,kibirli,sinirli,aciz,korkak,cimri v.b sözler.
4- DİNE AİT GIYBET: Hırsız,yalancı,sarhoş,kumarcı,zalim,beynamaz, v.b
5-DÜNYEVİ HUYLARINA GIYBET:Edepsiz,terbiyesiz,tembel, v.b sözler.
6-GİYİMLE ALAKALI GIYBET:Uzun,kısa,dar,geniş,eski,kirli,paspal, v.b. sözler.
Hangi hususta olursa olsun arkasından konuştuğunuz kişiyi üzecek her söz ve hareket gıybettir ve günahtır. Sayın okurlarım gıybet en fazla işlenen günah olduğuı halde içeriği en az bilinen günahtır. Bugün alimi,cahili,büyüğü,küçüğü,kadını erkeği hepimiz istisnasız gıybet ederken hangi sözlerin gıybet olduğunu hangi sözlerin gıybet olmadığını bilemiyoruz. Dolayısıyla bazen gıybat olduğunu sandığımız şeyleri söylemeyerek adaletin işlemesini veya suçun engellenmesini sağlayamamaktayız. ilerde açıklanacağı gibi gıybetin caiz olduğu hatta yapılması zorunlu olduğu yerler vardır. Bazen aman dedikodu olur diye arkadaşlarımızla sıhbetten vazgeçmekte, veya günah olmayan gıybeti yaptıkları zaman nasıl olsa günaha girdik zannıyla günah olan gıybete dönülmekte ; Bazende gıybeti iftira etmekle karıştırıp yani iftira etmeyi dedikodu sanıp yaptıkları dedikodunun günah olmadığını savunmakta ve bilmeyerek şirke girmektedirler. O nedenle gıybet çok iyi tahlil edilmeli, hangi gıybetin mübah yani caiz yani serbest olduğu yani günah olmadığı ,hangi gıybetinde haram yani günah olduğu iyi bilinmelidir. Her sözün gıybet olduğunu sanmak insanı yanlızlığa iter. Buda yanlıştır. İnsanlar elbette sohbet edeceklerdir